<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kankalarim.net &#187; Aile Sağlığı</title>
	<atom:link href="http://www.kankalarim.net/category/saglik/aile-sagligi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.kankalarim.net</link>
	<description>Kankalarim.net</description>
	<lastBuildDate>Mon, 07 Feb 2011 23:11:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Kızamık hastalığının nedenleri ve tedavi yöntemleri</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/kizamik-hastaliginin-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/kizamik-hastaliginin-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 22:00:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ateş]]></category>
		<category><![CDATA[kızamığın belirtileri]]></category>
		<category><![CDATA[kızamığın nedenleri]]></category>
		<category><![CDATA[kızamığın tedavi yöntemleri]]></category>
		<category><![CDATA[kızamık]]></category>
		<category><![CDATA[kızamık hastalığı]]></category>
		<category><![CDATA[kızamık virüsü]]></category>
		<category><![CDATA[kızamıktan korunmak]]></category>
		<category><![CDATA[koplik lekeleri]]></category>
		<category><![CDATA[öksürük]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk algınlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=138</guid>
		<description><![CDATA[Kızamık, özel bir virüsle (Morbilli) meydana gelen, bulaşıcı bir çocukluk hastalığıdır.Kızamık hastalığı ilk olarak 860 senesinde Farslı hekim Razi tarafından farkedilmiştir. Sydenham ise 17. asrın ikinci yarısında hastalığı tarif etmiş ve 18. yüzyıldan itibaren de kızamık salgınları tanınmaya başlamıştır. 1911′de Anderson ve Goldbergen, kızamığı insanlardan maymunlara nakletmişler ve sebebinin bir virüs olduğunu bildirmişlerdir. Kızamık hastalığının [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kızamık, özel bir virüsle (Morbilli) meydana gelen, bulaşıcı bir çocukluk hastalığıdır.Kızamık hastalığı ilk olarak 860 senesinde Farslı hekim Razi tarafından farkedilmiştir.<br />
Sydenham ise 17. asrın ikinci yarısında hastalığı tarif etmiş ve 18. yüzyıldan itibaren de kızamık salgınları tanınmaya başlamıştır. 1911′de Anderson ve Goldbergen, kızamığı insanlardan maymunlara nakletmişler ve sebebinin bir virüs olduğunu bildirmişlerdir.</p>
<p><strong> Kızamık hastalığının nedenleri</strong><br />
Kızamığın etkeni olan virüs, hastaların burun ve yutak salgılarıyla çıkan damlacıklarda bulunur; ağız ya da burundan üst solunum yollarına ya da dolaylı olarak konjunktiva mukozasına girer. Vücuda girdiği yerde üreyerek düşük miktarda bütün vücuda yayılır ve lenf dokusu hücrelerinde üremeyi sürdürür. Daha sonra ikinci kez, çok daha uzun süreli ve kitlesel olarak kana yayılır. Bu döneme ilişkin ilk belirtiler virüsün bulaşmasından yaklaşık 9-10 gün sonra ortaya çıkar.</p>
<p>Hastalık bu aşamadan sonra, 14-15′inci güne değin çok bulaşıcıdır. Virüsün vücuda girmesinden yaklaşık 14 gün sonra döküntülerin başlamasıyla virüsün üremesi azalır; 16. günden sonra genellikle kanda virüse rastlanmaz. Yalnız idrarda bulunan virüs bu ortamda varlığım günlerce sürdürür.<br />
Döküntüler kanda hastalığa özgü antikorların belirmesi ve hastanın iyileşmeye başlamasıyla aynı dönemde görülür; kızarıklıkların pul pul dökülmeye başlamasıyla bulaşıcılık dönemi bütünüyle sona erer.</p>
<p><strong> Kızamık hastalığının bulaşması</strong><br />
Kızamığın derideki belirtileri yaygın döküntülerdir. Kızamık tüm dünyada yaygın olarak rastlanan döküntülü bir hastalıktır. Etkeni, çok küçük ve vücudun dışındaki kimyasal ve fiziksel etkenlere karşı çok az direnci olan bir virüstür.</p>
<p>Hastadan sağlıklı kişilere üst solunum yolları yoluyla ve özellikle konuşurken ve öksürürken çıkan tükürük damlacıkları aracılığıyla kolayca bulaşır. Bulaşmanın bu kadar kolay oluşu nedeniyle kızamık genellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında küçük salgınlar halinde görülür.</p>
<p>Kızamık salgınında hastalığa önce çocuklar yakalanır; erişkinlerin büyük bir bölümü ile üç aylıktan küçük bebekler salgını, hastalığa yakalanmadan atlatabilir. îlk bakışta tuhaf görünen bu olay kolayca açıklanabilir. Vücut ilk kez virüsle karşılaştığında hastalığa yakalanır ve virüse özgü antikor üretmeye başlar.</p>
<p>Kandaki bu antikorlar virüsle yeniden karşılaştığında, virüsü etkisizleştirir. Böylece hastalığa karşı direnç geliştirilmiş olur. Süt çocukları anne karnındaki yaşamlarında bu antikorları annelerinden aldıklarından, erişkinlerin büyük bir bölümü de çocukluk çağında hastalığa tutulduklarından salgından etkilenmezler.</p>
<p>Hastalığın ileri derecede bulaşıcı olması nedeniyle 2-4 yılda bir kızamık salgınları ortaya çıkar. Bir toplulukta salgın görüldüğünde, bağışıklığı olmayan bütün bireyler hastalanır ve bağışıklık kazanır; bu nedenle, hastalığa yakalanacak yeni bireylerin ortaya çıkması için belli bir süre geçmesi gerekir.</p>
<p><strong> Kızamık hastalığının belirtiler</strong><br />
Kızamıkta sıklıkla belirgin olarak birbirinden ayrılabilen dört dönem gözlenir: kuluçka dönemi, döküntü öncesi dönem (prodrom dönemi), döküntülü dönem ve iyileşme dönemi.</p>
<p>Bulaşma kuluçka döneminde anında başlar, virüs 8-12 gün boyunca vücutta belirti vermeden ürer. Normal olarak 10. günde döküntü öncesi dönem başlar, ateş hızla yükselir ve ağızda yanağın içinde, azıdişleri hizasında kırmızı bir alanla çevrili küçük beyaz lekeler belirir; bu lekeler ilk tanımlayan hekimin adıyla anılır (koplik lekeleri).</p>
<p>2-3 günden fazla sürmeyen bu dönemde çocuk isteksiz, yorgun ve uykuludur; iştahı azalmıştır, aksırır, hırıltılı, inatçı ve kuru bir öksürüğü vardır. Sulanan ve kızaran gözleri güçlü ışıktan rahatsız olduğundan ışıklı ortamlardan uzak durur.</p>
<p>Bu aşamada kızamığa henüz tam konmamış olsa da son derece bulaşıcıdır ve çocuğun enfeksiyonu aile bireylerine yayma olasılığı yüksektir.</p>
<p>Ateşin geçici olarak azalmasıyla döküntülü dönem başlar. Döküntüler başlangıçta düz, sınırları belirgin pembe renkli küçük lekeler biçimindedir; daha sonra hafifçe kabarır, büyür, sayılan artar ve giderek koyulaşıp kırmızılaşır.</p>
<p>Döküntüler çıkarken ateş yemden yükselir ve çocuğun genel durumu kötüleşir. Sürekli yatmak ister ve çok yorgundur, gözleri kolayca sulanır, aksırıklar yerini gerçek bir soğuk algınlığına bırakır, öksürük hala hırıltılı ve çok rahatsız edicidir, özellikle küçük çocuklarda ishal görülür.<br />
Döküntülerin ortaya çıkmasından üç ya da dört gün sonra, ateş hızla düşer; kırıklık hali, öksürük ve soğuk algınlığı kaybolur, çocuk rahatlamış görünür. Döküntüler de ilk ortaya çıktığı bölgelerden başlayarak hızla solar. Kızarıklıkların pullanarak dökülme döneminin ardından çocuğun tümüyle iyileştiği söylenebilir.</p>
<p>Döküntüler hiç bir iz bırakmadan hızla kaybolur; özellikle yüz ve boyun çevresindeki deri pul pul dökülür. Ne var ki, hastalığın bu son evresi her zaman fark edilmez, özellikle hastalığın hafif geçtiği olgularda hiç görülmez.</p>
<p><strong> Kızamık hastalığında görülebilecek komplikasyonlar</strong><br />
Tüm olguların yaklaşık yüzde 6’sında komplikasyonlar görülür; iki yasma kadar ve erişkinlerde bu oran daha yüksek olabilir. En sık rastlananlar solunum sistemi komplikasyonlarıdır; döküntülerin ortaya çıkmasından önceki dönemde ve döküntülü dönemde başlayan ve olguların büyük bir bölümünde kızamık virüsünün doğrudan etken olduğu bronş-akciğer iltihapları (bronkopnömoni) ile genellikle bakteri kökenli enfeksiyonlara bağlı olarak iyileşme döneminde görülen-bronş-akciğer iltihaplan ayırt edilmelidir.<br />
İlki özellikle küçük çocuklarda çok ağır geçer ve virüs kökenli olduğundan antibiyotik tedavisiyle tedavi edilmez. Geç dönemde görülen bakteri kökenli bronş-akciğer iltihaplarında, ateş, irinli ve balgamlı öksürük ile solunum güçlüğü görülür. Bu tablo, antibiyotiklerle tedavi edilebildiğinden pek tehlikeli sayılmaz.</p>
<p>Bir başka solunum sistemi komplikasyonu da üç yaşından küçük çocuklarda görülen ve solunum güçlüğüne neden olan gırtlak iltihabıdır (larenjit). Geçmişte çok sık görülen irinli kulak iltihabı (otit) antibiyotik tedavisinin uygulanmasından sonra giderek azalmıştır; virüs kökenli iltihabın yerleştiği ortakulak mukozasında bakterilerin üremesiyle oluşur.</p>
<p>Kızamık komplikasyonlarından en tehlikeli olanı son yıllarda daha sık görünen beyin iltihabıdır (ensefalit). Bin olgudan birinde görülen beyin iltihabı sıklıkla 2-9 yaş arasında ortaya çıkar. iyileşme döneminde ateşin yeniden yükselmesiyle başlar, havale nöbetleri ve koma görülür. Ender rastlanan bazı olgularda çok erken dönemde, döküntüler ortaya çıkmadan önce de başlayabilir. Klinik belirtiler genellikle çok değişken ve ağırdır. Çocuğun 1-2 gün içinde ölmesine yol açan biçimleri de vardır.</p>
<p><strong> Kızamık hastalığının tanısı</strong><br />
Döküntü ortaya çıkmadan önce kızamık tanışı koymak, hastalığın bulaşıcı olup olmadığı da bilinmiyorsa, çok güçtür, îlk belirtiler (ateş, soğuk algınlığı, öksürük vb) kesinlikle hastalığa özgü değildir ve grip gibi üst solunum yolları enfeksiyonlarında da görülür.</p>
<p>Erken dönemde görülen koplik lekeleri tanı açısından büyük önem taşır. Kızamığa özgü döküntüler gerek özellikleri, gerek ortaya çıkış biçimi (kulakların arkasından başlayıp yüze ve vücuda yayılması) açısından tanıyı kolaylaştırır. Gene de döküntünün yukarıda betimlenenden farklı olabileceği de unutulmamalıdır; lekeler kimi zaman çok küçük ve soluk, kimi zaman da büyüktür ve içi sıvı dolu küçük keseciklerle kaplıdır.</p>
<p>Kimi zaman döküntülerin altındaki kılcal damarlar çatlar ve kanamaya benzer bir görünüm ortaya çıkarsa da çok önemli değildir. Döküntülerin görünümü hastalığın gidişini hiçbir zaman etkilemez. Koplik lekeleri başka hiçbir hastalıkta görülmediğinden, kızamığın erken dönemde, özellikle bulaşıcılığın en yüksek olduğu dönemde tanınmasını sağlar.</p>
<p><strong> Kızamık hastalığının tedavisi</strong><br />
Kızamık virüsünü yok eden özel bir ilaç olmadığından belirtileri hafifletmeye yönelik tedavi uygulanır. Konjunktivit için gözler ılık borik asitle yıkanır ve gözkapakları özenle temizlenir.</p>
<p>Soğuk algınlığı sırasında günde birkaç kez burna damar büzücü damla damlatılırsa çocuk daha kolay soluk alıp verebilir, îshal başlasa da özel bir tedavi gerekmez, çocuğa bir iki gün sıvı besinler verilir. Yalnızca solunum sistemi belirtilerinin ağır olduğu az sayıdaki olguda, antibiyotik tedavisi gerekir.</p>
<p>Hasta evinde uygun koşullar sağlandığında rahatlıkla tedavi edilebilir ve komplikasyonlardan korunur. Beslenme ve ortam özellikle önemlidir.<br />
Küçük hasta en az on gün yalnız kalacağından, özellikle nezleli ve döküntülü dönemlerde odasının rahat ve konforlu olması, iyi havalanması, ama hava akımının olmaması, oda sıcaklığının 20°C kadar olması ve odanın aşırı aydınlatılmamış olması gerekir. Bu arada hastanın yalıtılmasının da (karantinaya alınmasının) tartışmalı olduğunu belirtmek gerekir. Çünkü hastalığın en bulaşıcı olduğu aşama, henüz tanı konulamayan döküntü öncesi dönemdir.</p>
<p>Hastalık sırasında sıvı ya da yarı sıvı, kolay sindirilen, sebze çorbası, sütte ezilmiş bisküvi, taze meyve suyu (özellikle şekerli limonata ve portakal suyu) gibi besinler verilmelidir. Özellikle iştahın az, ateşin yüksek olduğu döküntülü evrede çocuk yemek için zorlanmamalıdır.</p>
<p><strong> Kızamık hastalığından korunma yöntemleri</strong><br />
Günümüzde en etkili korunma yöntemi kızamık virüsüne özgü insan gamma globülinidir. Salgınlarda ve çocuğun sağlığının başka hastalıklar nedeniyle kötü olduğu dönemlerde korunmaya önem verilmelidir. Gammagiobülin, bulaşmadan önce uygulandığında, kızamığı etkili bir biçimde önler; geç uygulandığında etkisizdir, yalnızca belirtileri hafifletir.</p>
<p>Kızamık çocuklarda erişkinlere göre daha ağır geçtiğinden en iyi önlem gammagiobülin kullanılarak hastalığın hafif geçmesini sağlamaktır. İki ya da üç yaşından küçük çocuklar dışındaki bireylerde bulaşmayı önlemektense koruyucu önlemlere ağırlık vermek önerilir.</p>
<p>Hastalığı geçiren çocuğun vücudunda kızamık virüsüne özgü antikorlar üretildiğinden yaşam boyu bağışıklık kazanılır. Kızamık aşısı da korunma sağlayabilir; bu amaçla tavuğun embriyon hücrelerinden elde edilen ve etkinliği azaltılmış bir kızamık virüsü türü kullanılır. Aşı, tek dozda derialtına şırınga edilir.</p>
<p>Bebeklere dokuz aydan başlayarak kızamık aşısı yapılabilir. Bu durumda yüzde 95 koruma sağlanır. Bir yaşında yapılan aşılarda ise, koruma oranı yüzde 99′dur. Salgın durumlarında altı aylık bebekler de aşılanabilir. Ama aşının sonradan yinelenmesi gerekir. Aşıdan sonra çocuk çok hafif bir enfeksiyon geçirebilir, ve kalıcı bağışıklık kazanır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/kizamik-hastaliginin-nedenleri-ve-tedavi-yontemleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mikroplar en çok çocukları seviyor!</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/mikroplar-en-cok-cocuklari-seviyor.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/mikroplar-en-cok-cocuklari-seviyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 18:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=136</guid>
		<description><![CDATA[Yaşamımızın her alanında bir arada yaşadığımız mikroplar, bağışıklık sistemimize ve gelişen tıbba meydan okuyor. Özellikle yiyecekler aracılığıyla vücudumuza giren mikroplar, her geçen gün daha çok enfeksiyona ve gıda zehirlenmesine neden oluyor. Yediğimiz yiyecekler, dokunduğumuz eşyalar hatta temizlik için elimizi yıkadığımız su bile mikrop kaynıyor. İnsanlar, kimi zaman en tehlikeli hastalıklara, kimi zaman zehirlenmelere, kimi zaman [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaşamımızın her alanında bir arada yaşadığımız mikroplar, bağışıklık sistemimize ve gelişen tıbba meydan okuyor. Özellikle yiyecekler aracılığıyla vücudumuza giren mikroplar, her geçen gün daha çok enfeksiyona ve gıda zehirlenmesine neden oluyor.</p>
<p>Yediğimiz yiyecekler, dokunduğumuz eşyalar hatta temizlik için elimizi yıkadığımız su bile mikrop kaynıyor. İnsanlar, kimi zaman en tehlikeli hastalıklara, kimi zaman zehirlenmelere, kimi zaman da öldürmeyen ama süründüren enfeksiyonlara neden olan mikroplarla baş edebilmek için sürekli yeni yollar geliştiriyorlar.</p>
<p>Önceleri mikropla savaşta insanlığın en büyük yardımcısı doğaydı. Ama doğa, değişen dünyaya yetemedi ve büyük salgınlar tüm dünyayı kasıp kavurdu. Osmanlı İmparatorluğu döneminde yaşanan veba salgınları yaşandı. Tifo ve cüzzam insanları korkuttu, verem çaresiz bir hastalık olarak anıldı. Hatta bir kanserin bulaşıcı olduğuna bile inanıldı.</p>
<p><strong> Yeni yeni mikroplar</strong><br />
Şehir ve evlerdeki alt yapı eksikliklerinin giderilmesi ve tıp biliminde ilerleme mikroplarla savaşı kolaylaştırdı. Ancak yeryüzünde hâlâ varlığından haberdar olmadığımız milyonlarca mikrop var.</p>
<p>Anayurdu olan Afrika kıtasından çıkıp hızla transfer olarak bugün dünyada her bir saatte 200′den fazla kişiye bulaşan AIDS; yeni çağın en önemli hastalıklarından AIDS’den çok daha hızlı bir biçimde bulaşan ve son yıllarda tüm dünyayı etkileyen Hepatit B ise kan ve cinsel ilişkinin yanı sıra ağız yoluyla vücuda girerek yılda 1-2 milyon kişinin ölmesine, hastalığı atlatanlarda ise uzun süreli iş gücü kaybı ve yorgunluk sendromuna yol açıyor.</p>
<p><strong> Grip mikrobu dedikleri…</strong><br />
Hiç modası geçmeyen grip ise insanoğlunun en sıkıcı sorunlarından biri olmaya devam ediyor. Kanada’daki Royal Alexander Hastanesi’nde yapılan grip mikrobuyla ilgili araştırmalar, grip mikrobunun sanıldığı gibi sadece öksürmek ve hapşırmakla değil, dokunmayla bile yayılabileceğini gösteriyor.<br />
Toprağın her gramında Çin’in nüfusu kadar sayıda mikrop yaşıyor. Ve bu mikropların çoğu, yiyecekler aracılığıyla vücudumuza giriyor. Yoğurt, peynir, sirke, turşu gibi fermente ürünler için gerekli mikro organizmalar bile uygun koşullar altında üretilmediğinde gıda zehirlenmelerine ve enfeksiyonlara neden olabiliyor.</p>
<p><strong> Hızla çoğalıyorlar</strong><br />
Araştırmalara göre, bağırsaklardan su ile toprağa, oradan da gıdalara geçen ve gıda zehirlenmelerine neden olan E.coli mikrobunun 10 gram yiyecek maddesi içinde bulunması; 15 dakikada 2, 1 saatte 16, 2 saatte 256, 3 saatte 4098 adet çoğalacağını gösteriyor.<br />
Mikroplar en fazla çocukları seviyor. Dünya Sağlık Örgütü WHO’nun istatistiklerine göre; dünyada her bir dakikada 6 çocuk ishalden, 4 çocuk gıda zehirlenmesinden yaşamını kaybediyor. Aynı istatistiklere göre, gelişmekte olan ülkelerdeki ölümlerin yüzde 44′ü enfeksiyon ve parazitlerden kaynaklanıyor. Kurbanların yüzde 52’sini ise 5 yaşın altındaki çocuklar oluşturuyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/mikroplar-en-cok-cocuklari-seviyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ne umduk ne bulduk!</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/ne-umduk-ne-bulduk.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/ne-umduk-ne-bulduk.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 13:00:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=134</guid>
		<description><![CDATA[Evliliğin ilk dönemlerinde çiftler, hayal ettikleri cinselliği yaşayamıyorlar. İstanbul Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı’na şikâyetlerle başvuran çiftler üzerinde yapılan değerlendirme, kadınların cinselliklerini yaşarken karşılaştıkları sorunları gözler önüne seriyor. Birçok çift, evliliklerinde hayal ettikleri cinsel birlikteliği kuramadığı için doktora başvuruyor. Kadınlar genelde cinsellikle ilgili bir sorunla karşılaşınca ilk olarak jinekoloğa gidiyorlar. Ancak sorunlarının farklı boyutlarda olduğunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evliliğin ilk dönemlerinde çiftler, hayal ettikleri cinselliği yaşayamıyorlar. İstanbul Üniversitesi Psikiyatri Ana Bilim Dalı’na şikâyetlerle başvuran çiftler üzerinde yapılan değerlendirme, kadınların cinselliklerini yaşarken karşılaştıkları sorunları gözler önüne seriyor.<br />
Birçok çift, evliliklerinde hayal ettikleri cinsel birlikteliği kuramadığı için doktora başvuruyor. Kadınlar genelde cinsellikle ilgili bir sorunla karşılaşınca ilk olarak jinekoloğa gidiyorlar. Ancak sorunlarının farklı boyutlarda olduğunu öğrendiklerinde psikiyatriste başvuruyorlar.</p>
<p>Evliliklerin ilk döneminde, özellikle de balayı döneminde karşılaşılan sorunların başında, deneyimsizlik geliyor. Toplum tarafından cinselliğini evlenene kadar bastırması öğretilen kızların ve cinsel deneyimleri bir elin parmaklarını geçmeyen erkeklerin kurdukları birlikteliklerde, sorunlar çıkabiliyor.<br />
Şirin Tekeli’nin “Kadın Bakış Açısından Kadınlar” adlı kitabında, uzmanların farklı konumlardaki kadınlar üzerine yaptıkları çalışmalara yer veriliyor. Bu kitapta, İÜ Psikiyatri Ana Bilim Dalı’na cinsel sorunlarını çözmek amacıyla başvuran çiftlerin durumundan yola çıkarak hazırlanmış bir çalışma da yer alıyor. Arşaluys Kayır, İÜ Psikiyatri Ana Bilim Dalı’na yapılan başvuruları değerlendirdiği “Kadın ve Cinsel Sorunları” başlıklı makalesinde, evlilikte yaşanan cinsel sorunları ve tedavi yöntemlerini irdeliyor.<br />
<strong> Erkekler tedaviye katılıyor</strong><br />
Evlilikteki cinsel sorunları çözmek için çiftlerin birarada tedavi görmesi gerektiğini söyleyen Kayır, sözlerine şöyle devam ediyor:<br />
“Erkekler bu çalışmalara katılıyor. Çünkü bu sorunlar nedeniyle eşin cinsel keyfi sınırlandığı gibi, çocuk sahibi olma şansı da düşüyor. Ama şunu da söylemeliyim ki, sorundan yalnızca karılarını sorumlu tutmak, erkeklerin baskın eğilimleri oluyor. Onların isteksizliklerine hafif alaylı ve hoşnut, sanki durumun değişmesini istemeyen bir tavır içinde yaklaşanların sayısı hiç az değildir.”<br />
<strong> Nedenleri</strong><br />
Cinsel sorunların bu şekilde ortaya çıkmasının nedenlerinin başında kız ve erkek çocukların farklı yetiştirilmesinin geldiğini vurgulayan Kayır, sözlerine <strong>şöyle son veriyor:</strong><br />
“Anneler, babalar, çocuklarına cinsellikle olduğundan çok az ilgiliymiş izlenimi verirler. Kız çocukları çoğunlukla cinsel istekleri yok gibi görünen kadınları örnek alırlar. Anneler çocuklarının sağlıklı büyümesi için cinselliklerini bastırırken, bu arada kadın olduklarını da unuturlar. Böylece kız çocuğunun cinselliği de bastırılmış olur. Mastürbasyon yapan kızlar doktora yetiştirilirken, erkek çocukların kızlara kur yapması hayranlıkla karşılanır. Çalışmamızda 90 kadının ancak 43′ünün mastürbasyon deneyimi olduğunu belirtmişti. Oysa erkekler için bu oran yüzde 100′e yakındır.”<br />
<strong> Durum içler acısı!</strong><br />
Arşaluys Kayır, “Kadın ve Cinsel Sorunları” başlığı altında yaptığı ilk değerlendirmede 44 çift üzerinde çalıştığını bildiriyor. 44 çift üzerindeki <strong>bulgular şöyle sıralanıyor:</strong><br />
İstanbul Üniversitesi Ana Bilim Dalı’na başvuran;<br />
44 çiftin sekizinde, evlilik öncesinde eşleriyle cinsel yaklaşımın hiç olmadığı, diğerlerinde ön sevişmenin denendiği tespit edildi.<br />
Yalnızca iki kadının farklı bir erkekle cinsel birleşmeyi denemesi söz konusuydu. Kocası dışında bir erkekle cinsel birleşmeyi deneyen bir kadına grupta rastlanmadı.<br />
33 erkeğin, genelev ilişkisi sınırlı cinsel birleşme deneyimi olmuş. Evlilik sonrası cinsel ilişki incelendiğinde, vaginusmus karşısında tutum açısından, 13 erkeğin hoşgörüsüz bir yaklaşımla boşanma tehdidinde bulunduğu, geri kalanların daha anlayışlı bir tutum sergilediği saptandı.<br />
35 kadın ilişkiye karşı duyarlıydı.<br />
23 kadının cinsel birleşmeden korktuğu için sevişmeden giderek kaçınması, eşleri, hatta kendileri tarafından cinsel isteksizlik olarak değerlendiriliyordu.<br />
Erkekler de bu durumda sürekli sevişme önerisi getiren ama reddedilen konumunda kalıyorlardı.<br />
13 erkekte önceden varolan çeşitli cinsel işlev bozuklukları, dokuz erkekte cinsel birleşme korkusu olduğu belirlendi.<br />
İlk gece sekiz erkek önsevişmesiz cinsel birleşmeyi denemiş, yedi erkek ise hiç girişimde bulunmayarak erteleme yolunu seçmişti.<br />
Cinselliğini tam olarak yaşayamayan yedi erkek, eşini dövmeye başlamıştı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/ne-umduk-ne-bulduk.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Pnömokok bakterisi çocukları tehdit ediyor</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/pnomokok-bakterisi-cocuklari-tehdit-ediyor.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/pnomokok-bakterisi-cocuklari-tehdit-ediyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 08:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=132</guid>
		<description><![CDATA[Dünya genelinde dakikada yedi çocuk, pnömokok bakterisinin yol açtığı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitiriyor. Pnömokok Farkındalığı Uzmanlar Konseyi (PACE), dünyada her gün birçok çocuğun zatürre, menenjit, sepsis ve diğer yaşamsal tehdit oluşturan pnömokokal hastalıklar nedeniyle öldüğünü açıkladı. Bu sayının bizde de çok yüksek olduğunu belirten Türkiye Enfeksiyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, ülkemizde her yıl [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya genelinde dakikada yedi çocuk, pnömokok bakterisinin yol açtığı hastalıklar nedeniyle yaşamını yitiriyor.<br />
Pnömokok Farkındalığı Uzmanlar Konseyi (PACE), dünyada her gün birçok çocuğun zatürre, menenjit, sepsis ve diğer yaşamsal tehdit oluşturan pnömokokal hastalıklar nedeniyle öldüğünü açıkladı.</p>
<p>Bu sayının bizde de çok yüksek olduğunu belirten Türkiye Enfeksiyon Derneği Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, ülkemizde her yıl bu bakteriye bağlı 250 menenjit, 2 bin 500 kana mikrop karışması, 250 bin zatürre, 2,5 milyon da orta kulak iltihabı vakası görüldüğünü belirtiyor. Pnömokok bakterisine bağlı hastalıklara karşı korunmanın en etkili yolu ise aşılanmak.<br />
Ancak, söz konusu aşı, çok pahalı olduğu ve az bulunduğu için, Türkiye’de halen yüzde beş oranında kullanılabiliyor, Ceyhan, yaşamsal önem taşıyan bu aşının her çocuk için ücretsiz yapılan aşılama takvimine girmesi gerektiğini önemle belirtiyor.<br />
Dünya Sağlık Örgütü, 2007 yılında, pnömokok konjuge aşısının ulusal çocuk bağışıklık programlarına eklenmesi gereken bir öncelik olduğunu bildiren bir belge yayınladı, Bugüne dek 16 Avrupa Birliği üyesi ülke, aşıyı sağlık sistemlerine entegre ederken, bazı ülkeler konuyu gündemlerine aldı, Türkiye’de ise bu aşı, piyasada satışa sunulmasına rağmen sosyal sağlık güvencesi kapsamına girmiyor.<br />
Tüm dünyada, Türkiye Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Derneği de dâhil olmak üzere yaklaşık 30 meslek birliğinin imza attığı PACE Küresel Eylem Çağrısı, pnömokok aşısının ekonomik ve istikrarlı bir fiyat politikası ile çocuklara sunulmasını sağlamayı hedefliyor.</p>
<p>PACE’in öngörüsüne göre, yürütülen bu bilinçlendirme çalışmalarının olumlu sonuçlanması durumunda 2030 yılı itibariyle 5,4 milyon çocuğun hayatı kurtulmuş olacak.<br />
Pnömokok bakterisinin neden olduğu hastalıklar her yıl dünyada binlerce çocuğun ölümüne neden oluyor.<br />
<strong> PNÖMOKOK NEDİR?</strong><br />
Pnömokok, bebeklik ve çocukluk çağında sık rastlanan ve menenjit, zatürre, kan iltihabı, orta kulak iltihabı, sinüzit gibi hastalıklara yol açan bir bakteridir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/pnomokok-bakterisi-cocuklari-tehdit-ediyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anne sevgisinin genetiği araştırılıyor</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/anne-sevgisinin-genetigi-arastiriliyor.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/anne-sevgisinin-genetigi-arastiriliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 Jul 2009 03:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=130</guid>
		<description><![CDATA[Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıbbi Biyoloji ve Genetik Ana Bilim Dalı, anne sevgisinin sadece hormonal bir duygu değil, genetik kökenli olduğunu ortaya koyabilmek için ‘DNA’ taramalı bir araştırma yapıldığını bildirdi. Çukurova Üniversitesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Demirhan, anne sevgisinin, yeryüzündeki hiçbir sevgiyle boy ölçüşemeyecek kadar güçlü olduğunu, bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Tıbbi Biyoloji ve Genetik Ana Bilim Dalı, anne sevgisinin sadece hormonal bir duygu değil, genetik kökenli olduğunu ortaya koyabilmek için ‘DNA’ taramalı bir araştırma yapıldığını bildirdi.<br />
Çukurova Üniversitesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Osman Demirhan, anne sevgisinin, yeryüzündeki hiçbir sevgiyle boy ölçüşemeyecek kadar güçlü olduğunu, bu gücün altında ise genetik faktörlerin yattığını düşündüklerini söyledi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/anne-sevgisinin-genetigi-arastiriliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anne sütü bebekleri daha zeki yapıyor</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/anne-sutu-bebekleri-daha-zeki-yapiyor.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/anne-sutu-bebekleri-daha-zeki-yapiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2009 22:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/anne-sutu-bebekleri-daha-zeki-yapiyor-129.html</guid>
		<description><![CDATA[İngiliz Guardian Gazetesi’nin haberine göre, anne sütüyle beslenen bebekler daha zeki oluyor. Yapılan araştırmada 14 bin çocuk, 6.5 yıl boyunca takip edildi. Bu çocuklardan anne sütüyle beslenenler, hazır sütle beslenenlere kıyasla zeka testlerinde çok daha iyi sonuçlar elde etti. Ancak uzmanlar, zeka gelişimine etki eden faktörün, sütün içerdikleri mi yoksa emzirme sürecinde anne ile bebek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İngiliz Guardian Gazetesi’nin haberine göre, anne sütüyle beslenen bebekler daha zeki oluyor. Yapılan araştırmada 14 bin çocuk, 6.5 yıl boyunca takip edildi.<br />
Bu çocuklardan anne sütüyle beslenenler, hazır sütle beslenenlere kıyasla zeka testlerinde çok daha iyi sonuçlar elde etti. Ancak uzmanlar, zeka gelişimine etki eden faktörün, sütün içerdikleri mi yoksa emzirme sürecinde anne ile bebek arasındaki fiziksel ve sosyal etkileşim mi olduğuna henüz karar verebilmiş değil.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/anne-sutu-bebekleri-daha-zeki-yapiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeşil sokaklar çocukta astımı engelliyor</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/yesil-sokaklar-cocukta-astimi-engelliyor.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/yesil-sokaklar-cocukta-astimi-engelliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2009 18:00:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=127</guid>
		<description><![CDATA[Ağaçlı sokakların, çocuklarda astım oranlarını düşürdüğü gözlendi. ABD’nin Columbia Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre, yaşları dört ve 5 olan çocuklardaki astım oranları, her kilometre kareye 343 adet fazladan ağaç düştüğünde yüzde 25 azalıyor. Araştırmacılar, astım oranlarındaki düşüşe, ağaçların havanın kalitesine olumlu etkisinin neden olabileceğini belirtiyor. Ancak, sokaktaki ağaç sayısının, hastanede tedavi gerektirecek kadar ciddi astım hastası [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ağaçlı sokakların, çocuklarda astım oranlarını düşürdüğü gözlendi. ABD’nin Columbia Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre, yaşları dört ve 5 olan çocuklardaki astım oranları, her kilometre kareye 343 adet fazladan ağaç düştüğünde yüzde 25 azalıyor.<br />
Araştırmacılar, astım oranlarındaki düşüşe, ağaçların havanın kalitesine olumlu etkisinin neden olabileceğini belirtiyor. Ancak, sokaktaki ağaç sayısının, hastanede tedavi gerektirecek kadar ciddi astım hastası olan çocuklarda etkisinin olmadığı da belirtiliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/yesil-sokaklar-cocukta-astimi-engelliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Soğuk algınlığında hemen ilaca sarılmayın</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/soguk-alginliginda-hemen-ilaca-sarilmayin.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/soguk-alginliginda-hemen-ilaca-sarilmayin.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2009 13:00:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç kullanmak]]></category>
		<category><![CDATA[soğuk algınlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=125</guid>
		<description><![CDATA[Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ve Antalya Tabip Odası Merkez Delegasyonu Üyesi Dr. Fuat Altay, soğuk algınlığı ilaçlarının, içerdikleri etken maddeler nedeniyle, ABD ve İngiltere’de iki yaşın altındaki çocuklarda kullanımının yasak olduğunu belirtti. Dr. Fuat Altay, soğuk algınlığı ilaçlarının kullanılmaması gerektiğinin altını çizdi. Altay, soğuk algınlığı ilaçları yerine tavuk suyuna çorba ve bol sıvı alınmasını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı ve Antalya Tabip Odası Merkez Delegasyonu Üyesi Dr. Fuat Altay, soğuk algınlığı ilaçlarının, içerdikleri etken maddeler nedeniyle, ABD ve İngiltere’de iki yaşın altındaki çocuklarda kullanımının yasak olduğunu belirtti.</p>
<p>Dr. Fuat Altay, soğuk algınlığı ilaçlarının kullanılmaması gerektiğinin altını çizdi. Altay, soğuk algınlığı ilaçları yerine tavuk suyuna çorba ve bol sıvı alınmasını önerdi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/soguk-alginliginda-hemen-ilaca-sarilmayin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üç çocuktan biri başağrısı problemi yaşıyor</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/uc-cocuktan-biri-basagrisi-problemi-yasiyor.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/uc-cocuktan-biri-basagrisi-problemi-yasiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2009 08:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[baş ağrısı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[migren]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=122</guid>
		<description><![CDATA[Çocukların yüzde 30′unun başağrısından şikayetçi olduğu belirlendi. Anne babalar arasında ise çocukların başlarının ağrıyabileceğini kabullenmemek çok yaygın. Türkiye Başağrısı Derneği Başkanı Prof. Dr. Cankat Tulunay’ın başkanlığında, 20 ilde 7-14 yaş grubu 7 bin 400 çocukla yapılan bir araştırma, yüzde 30′unun hayatının bir döneminde baş ağrısından şikayet ettiğini ortaya koydu. Araştırma sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Tulunay, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların yüzde 30′unun başağrısından şikayetçi olduğu belirlendi. Anne babalar arasında ise çocukların başlarının ağrıyabileceğini kabullenmemek çok yaygın.<br />
Türkiye Başağrısı Derneği Başkanı Prof. Dr. Cankat Tulunay’ın başkanlığında, 20 ilde 7-14 yaş grubu 7 bin 400 çocukla yapılan bir araştırma, yüzde 30′unun hayatının bir döneminde baş ağrısından şikayet ettiğini ortaya koydu. Araştırma sonuçlarını değerlendiren Prof. Dr. Tulunay, bebeklikten itibaren baş ağrısının olabileceğini belirterek, dünyada migren tanısı konmuş ilk çocuğun ‘1.5 yaşında’ olduğuna dikkat çekti.<br />
Araştırmaya katılan çocukların yüzde 1.9′unda migren tespit edildiğini de kaydeden Prof. Dr. Tulunay, şunları söyledi: ‘Çocuğun da beyni var ve çocuğun da başı ağrır. Maalesef anneler, babalar ve erişkinler çocukların başının ağrıdığını kabul etmiyor. ‘çocuğun başı mı ağrır’ ya da çocuk ‘başım ağrıyor’ derse ’sus sen çocuksun’ diyorlar. Öğretmenler de çocuğun başının ağrıdığına inanmıyor ve bahane zannediyor. ‘Başım ağrıyor’ diyen çocuk mutlaka ciddiye alınmalı.’<br />
Çok sık başının ağrıdığından şikayet eden çocuğun mutlaka doktora götürülmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tulunay, şöyle devam etti: ‘Araştırmaya göre, başı ağrıyan çocukların yüzde 75′i doktora götürülmüyor. Bu çocukların yüzde 80′inin ağrısı 1 saatten az sürüyor. Ağrı kesici kullananların oranı ise yüzde 76. Başı ağrıyan çocukların yüzde 58′i yılda 1 gün, yüzde 2.8′i de yılda 7 günden fazla bu nedenle okula gitmiyor.’<br />
Prof. Dr. Tulunay, bebeklerin ise derdini anlatamadığı için iyi gözlemlenmesi gereğine işaret ederek, başı ağrıyan bir bebeğin oyununu birden bırakıp, ağlamaya başladığını ya da 15-20 dakika hiçbir şeyle ilgilenmediğini ifade etti.</p>
<p>Çocuklarda görme bozukluğu, sinüzit ya da psikolojik nedenlerle de baş ağrısının ortaya çıkabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Tulunay, bunların hastalığın tedavi edilmesiyle kendiliğinden geçtiğini anlattı. Prof. Dr. Cankat Tulunay, tüm baş ağrılarının yüzde 80′inin tedavi edilebilir olduğunu sözlerine ekledi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/uc-cocuktan-biri-basagrisi-problemi-yasiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İdrar yolu enfeksiyonları böbrek yetmezliğine gidebiliyor</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/idrar-yolu-enfeksiyonlari-bobrek-yetmezligine-gidebiliyor.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/idrar-yolu-enfeksiyonlari-bobrek-yetmezligine-gidebiliyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2009 03:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[genital anormallik]]></category>
		<category><![CDATA[idrar kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[idrar yolu enfeksiyonları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=118</guid>
		<description><![CDATA[Çocukların yüzde 1-2’sinde görülen idrar yolu enfeksiyonu ciddiye alınması gereken en önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Erken tanı ve tedavi yapılamazsa, böbrek yetmezliğiyle bile sonuçlanabiliyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ferruh şimşek çocukluk çağındaki idrar yolu enfeksiyonlarının çok iyi araştırılması konusunda aileleri uyarıyor. İdrar yolu enfeksiyonları çocukların sağlığı açısından en fazla dikkat edilmesi gereken sorunların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların yüzde 1-2’sinde görülen idrar yolu enfeksiyonu ciddiye alınması gereken en önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Erken tanı ve tedavi yapılamazsa, böbrek yetmezliğiyle bile sonuçlanabiliyor. Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Ferruh şimşek çocukluk çağındaki idrar yolu enfeksiyonlarının çok iyi araştırılması konusunda aileleri uyarıyor.<br />
İdrar yolu enfeksiyonları çocukların sağlığı açısından en fazla dikkat edilmesi gereken sorunların başında geliyor. Özellikle yüksek ateş söz konusu olduğunda idrar yolu enfeksiyonlarının da muhakkak akla getirilmesi ve bu yönde de inceleme yapılması gerekiyor. Ateşin yanı sıra, ateş, üşüme, bulantı, kusma, karın, sırt ağrısı, huzursuzluk gibi belirtiler de idrar yolu enfeksiyonlarında sıklıkla gözleniyor.<br />
<strong> Kalıcı hasara yol açıyor</strong><br />
Acıbadem Hastanesi Kadıköy Üroloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ferruh Şimşek, idrar yolu enfeksiyonlarının çocuğun üriner sisteminde yaşamı tehdit edici ve kalıcı hasara neden olabileceğini belirtiyor.</p>
<p>Bu tip enfeksiyonlarda çocuğun mümkün olduğu kadar çabuk tedavi edilmesinin gerekliliğinin altını çizen Prof. Dr. Ferruh Şimşek, şöyle devam ediyor: “Çocuk ürolojisi bugün üroloji biliminin en önemli ana dallarından biridir.</p>
<p>Tüm çocukların böbrek, idrar yolları, genital organlarının gelişimi, anormallikleri ve bu sistemleri tutan her türlü hastalıklar çocuk ürolojisinin kapsamına girer. Çocuk üroloğu çocuğu daha anne karnındayken izlemeye başlar ve ergenlik yaşının sonuna kadar ortaya çıkan her türlü sorunla ilgilenir. Çocuklardaki üriner sistem enfeksiyonlarını erişkinlerden ayrı bir problem olarak değerlendirmek gerekir.</p>
<p>Çocukta enfeksiyon tek başına bir hastalık olarak kabul edilmez. Mutlaka buna yol açan, altta yatan bir neden araştırılmalıdır. Çoğu kez üriner sistem yani böbrekler ve idrar yollarında var olan bir anormallik veya bir rahatsızlığın sonucu enfeksiyon olur. O halde sadece ilaç vererek enfeksiyonu ortadan kaldırmak yetmez. Eğer altta yatan neden araştırılıp tedavi edilmezse enfeksiyon tekrarlayacaktır.”<br />
<strong> Enfeksiyon tipleri</strong><br />
Çocuklardaki üriner enfeksiyonlar; sistit dediğimiz idrar kesesi iltihaplanmaları veya pyelonefrit dediğimiz böbreğe ulaşan enfeksiyonlar şeklinde olabiliyor. Gereğince tedavi edilmezse ileride böbreklerde hasara yol açan sorunlar gündeme gelebiliyor. Prof. Dr. Ferruh Şimşek çocuklarda görülen tıbbi adı vezikoüreteral reflü olan idrarın geri kaçış sorununun da çocukluk çağında ciddi sorunlara neden olduğunu belirterek şunları söylüyor:<br />
“İdrar bir kez böbreklerden mesaneye girdi mi artık bir daha idrar borularına ve böbreklere geri kaçmaz. Bunu sağlayan mekanizma idrar borularının mesaneye giriş yerlerindeki yapılarının taşıdığı özelliklerdir. Aynı su depolarındaki check valflar gibi. Ancak çocukların bazılarında doğuştan bu yapılarda anormallikler olur ve idrar geri kaçak yapar. Bunun en önemli bulgusu da tekrarlayan idrar yolları iltihaplanmalarıdır. Bu enfeksiyonlar böbreğe ulaştığında yüksek ateşle seyreder ve böbreklerde hasarlara yol açabilir.<br />
Tekrarlayan enfeksiyonları olan çocukların yüzde 30-50’sinde, bu kaçak, çeşitli derecelerde saptanabilir. Eğer kaçak araştırılıp giderilmezse sorun ortadan kalkmaz ve çocuk bir risk altında büyür.</p>
<p>Bugün ülkemizde böbrek nakli ve kronik dializ gerektiren hastalıkların başında, zamanında tespit edilip tedavisi sağlanmamış böbrek enfeksiyonlarına bağlı olarak oluşmuş böbrek hasarları gelmektedir. Batılı ülkelerde zamanında tedaviler ve taramalar yapıldığı için bu tablolar sıralamada ilk yerleri tutmazlar.</p>
<p>Çocukken sorunu saptayıp gidermek daha kolay ve tabii ki, dializ ve böbrek nakline göre çok daha ucuzdur.”<br />
<strong> İdrar kaçırmaları</strong><br />
Hem çocuğu hem de aileyi olumsuz etkileyen sağlık sorunlarından birini de idrar kaçırmaları oluşturuyor. Bazen yalnızca gece işemeleri şeklinde görülen idrar kaçırmalarında genellikle üriner sistem anormalliği görülmüyor.<br />
Ama çocuk gündüzleri de idrar kaçırıyorsa, özellikle mesanenin çalışması açısından bir anormalliğin akla getirilmesi gerekiyor.</p>
<p>Bu çocukların sık tuvalete gittiklerini, aniden sıkıştıklarını, tuvalete yetişene kadar damla damla ıslattıklarını belirten Prof. Dr. Ferruh Şimşek, “Aile genellikle bu durumu oyuna dalma veya tembellik etme gibi yorumlayıp çocuktur diye üzerinde durmaz. Oysa bu çocukların mesaneleri anormal ve kontrolsüz çalıştığı için bu durum meydana gelmektedir. Mesanenin yüksek basınçlarla anormal çalışması bazı durumlarda böbreklere de zarar verecek niteliktedir” uyarısında bulunuyor.<br />
<strong> Genital anormallikler<br />
</strong> Peniste idrar deliğinin normal yerinde açılmaması (hipospadias, epispadias), testislerin torba içine inmemiş olması, genital organlarda gelişme gerilikleri, peniste eğrilik, gömülü penis,genital anormallikler grubuna girer. Bu sorunların çocuk daha bilincini tam kazanmadan doğru şekilde saptanması ve giderilmesinin önemine dikkat çeken Prof. Dr. Ferruh Şimşek, “Aksi halde hem genel sağlığı bozulacak hem de psikolojik olarak çok olumsuz etkilenecektir. Bu sebeple vakit geçirmeden tam teşekküllü bir merkeze başvurarak, sorunu bir an önce çözmek gerekir” dye ekliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/idrar-yolu-enfeksiyonlari-bobrek-yetmezligine-gidebiliyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Altını ıslatmanın nedeni genetik</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/altini-islatmanin-nedeni-genetik.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/altini-islatmanin-nedeni-genetik.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 21 Jul 2009 03:00:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[altına kaçırma]]></category>
		<category><![CDATA[altını ıslatma]]></category>
		<category><![CDATA[böbrek hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[genetik problemler]]></category>
		<category><![CDATA[mesane hastalıkları]]></category>
		<category><![CDATA[Şeker Hastalığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=120</guid>
		<description><![CDATA[Gece altını ıslatmanın nedenine göre fizyolojik ve organik iki grupta toplandığını kaydeden uzmanlar, gece altını ıslatan çocukların yüzde 90-95′i fizyolojik altını ıslatma grubunda toplanmaktadır. Bu çocukların gece uykuda mesane doluluğunu hissetmelerinin yetersiz, mesane kapasitelerinin küçük ve uyku derinliklerinin fazla olduğu bildirilmektedir. Sorun aileden Altını ıslatmanın genetik yatkınlığa dayandığını bildiren uzmanlar, anne ve babadan birisinde altını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gece altını ıslatmanın nedenine göre fizyolojik ve organik iki grupta toplandığını kaydeden uzmanlar, gece altını ıslatan çocukların yüzde 90-95′i fizyolojik altını ıslatma grubunda toplanmaktadır. Bu çocukların gece uykuda mesane doluluğunu hissetmelerinin yetersiz, mesane kapasitelerinin küçük ve uyku derinliklerinin fazla olduğu bildirilmektedir.</p>
<p><strong> Sorun aileden</strong><br />
Altını ıslatmanın genetik yatkınlığa dayandığını bildiren uzmanlar, anne ve babadan birisinde altını ıslatma öyküsü varsa çocukta yüzde 45, ikisinde birden varsa yüzde 77 oranında altını ıslatma sorunu yaşandığını belirtiyorlar ve aile öyküsü olan vakaların iyileşme zamanı bakımından ailelerine benzer bir seyir gösterdiğini ifade ediyorlar.</p>
<p><strong> Sağlık problemi</strong><br />
Altını ıslatan çocukların yüzde 2-3′ünde şeker hastalığı, böbrek hastalıkları, mesane hastalıkları gibi sorunların yaşandığını da söyleyen uzmanlar, vakaların yüzde 5-10′unda altını ıslatmaya sık ve acil idrar yapma gereksinimi gibi yakınmaların eşlik ettiğini belirterek, halk arasında ‘geniz eti’ diye bilinen adenoid vegatosyonlu çocuklarda yüksek oranda altını ıslatma görüldüğü ve ameliyat sonrası yakınmalarının geçtiğinin gözlendiğini aktardılar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/altini-islatmanin-nedeni-genetik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İnatçı çocukla baş etmenin yolları</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/inatci-cocukla-bas-etmenin-yollari.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/inatci-cocukla-bas-etmenin-yollari.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2009 22:00:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk psikolojisi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[inatçı çocuk]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=116</guid>
		<description><![CDATA[Her çocuk az da olsa inatçıdır. Onun bu inadını kırmak için ille de ceza uygulamanız gerektiğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz demektir. Çocuklarda inatlaşma her yaş döneminde görülür. Bağımsız birer birey olduklarının farkına varmaya başlamaları ve dünyayı keşfetme merakları bu inatlaşma sürecini tetikler. Çocuklar anne-babaları ve çevresindekiler ile ayırım yapmaksızın her zaman ve her konuda çatışmaya girebilir. Çocukların [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Her çocuk az da olsa inatçıdır. Onun bu inadını kırmak için ille de ceza uygulamanız gerektiğini düşünüyorsanız, yanılıyorsunuz demektir.</p>
<p>Çocuklarda inatlaşma her yaş döneminde görülür. Bağımsız birer birey olduklarının farkına varmaya başlamaları ve dünyayı keşfetme merakları bu inatlaşma sürecini tetikler. Çocuklar anne-babaları ve çevresindekiler ile ayırım yapmaksızın her zaman ve her konuda çatışmaya girebilir.</p>
<p>Çocukların bir inatlaşma nöbeti süresince fikir değiştirdiğine tanık olabilirsiniz. Bazen, neyi isteyip neyi istemediğini bile anlayamazsınız.</p>
<p>Örneğin acıkmıştır ama evdeki yemeği yememekte direnir, hamburger ister, hamburgerciye gidersiniz, ‘Ben bundan istememiştim ötekinden al’ diye tutturur, öteki menüden alırsınız başka bir bahane bulur vs. Birinizden biri yenik düşene kadar devam eder bu sürtüşme.</p>
<p><strong> İnatçı çocukla karşı neler yapmalısınız?<br />
</strong> Çocuğunuzun inatlaşma dönemlerinde her iki tarafın da amaçlarını açıkça ortaya koymaya çalışın. Sizin amaçlarınız çok çeşitli olabilir; ona yemek yedirmek, bir oyuncakçının önünden geri çekmek, ablasının odasından çıkmasını sağlamak veya uyutmak. Onun ise tek bir amacı vardır; sizin dediğinizin tersini yapmak… Ancak bu şekilde size kendisinin bağımsız bir birey olduğunu, kendi tercihlerini kendisinin yapabildiğini kanıtlayabilir.</p>
<p>Pek çok anne-baba bunun farkında olmadığı için çocuklarıyla gereksiz yere çatışmaya girer ve kendilerini de çocuklarını da yıpratır. Daha da kötüsü bazı çocuklar bunu bir alışkanlık haline getirirler, daha ilerki yaşlara taşırlar ve/veya anne-baba bu çatışmalara çözüm olarak şiddete başvurmaya başlar. Kısacası çok küçük yaşlarda başlayan ve çocukların gelişiminde çok doğal olan inatlaşma, anne-baba ve çocuk arasındaki bir iletişimsizliğin başlangıç noktası olabilir ve bir kısır döngüyle son bulabilir.</p>
<p><strong> Çekişmelere karşı yapılması gerekenler</strong><br />
- Soğukkanlılığınızı korumaya çalışın. Derin bir nefes alın ve içinizden ‘O sadece bir çocuk’ diye düşünerek, uzlaşmacı olun.<br />
- Amacınız ona, kimin güçlü kimin güçsüz olduğunu ispatlamak değil, o anda elde edemeyeceği bir şeyden vazgeçmesini sağlamak olmalı.<br />
- İstediği şeyi neden yapamayacağınızı basit bir şekilde açıklayın ve bu açıklamayı yaparken mutlaka bu durumdan dolayı ne kadar üzgün olduğunuzu belirtin. Onun istediği şeyi sizin de istediğinizi ama koşulların buna izin vermediğini söyleyin. Duygularını paylaştığınızı bilmek onu hem rahatlatacak, hem de sizi ona karşı sürekli engeller koyan bir düşman olarak görmesini engelleyecektir.<br />
- Ona kararlı ve tutarlı, fakat mutlaka sevecen bir tavırla yaklaşın. önce ‘hayır’ dediğiniz bir şeye sonradan ‘evet’ derseniz çocuğunuz bunu size karşı sürekli kullanmaya başlar.</p>
<p>- Kararlı olduğunuzu açıkladıktan sonra ona biraz zaman tanıyın. Bir süre sonra yeniden istediğini elde etmek konusunda sizinle inatlaşmaya başlarsa hiç tepki vermeyin. Birkaç denemeden sonra vazgeçecektir.<br />
- Çocuğunuz her şeye rağmen sizinle inatlaşmaya devam ediyorsa, dikkatini istediği şeyden başka bir noktaya çekmeye çalışın. Bu bir çizgi film, bir kuş, bir kedi, sevdiği bir yiyecek veya oyun vb. herhangi bir şey olabilir.<br />
- Çocuğunuza az sayıda seçenek sunun, böylece onu bağımsız bir birey olarak tanıdığınızı, onun kararlarına saygı duyduğunuzu düşünecek. Kendisiyle ilgili kararları verebildiğini ve onun seçimine öncelik tanındığını düşünerek inatlaşmaktan vazgeçecektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/inatci-cocukla-bas-etmenin-yollari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sezaryen doğumlardaki büyük artış şaşırttı</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/sezaryen-dogumlardaki-buyuk-artis-sasirtti.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/sezaryen-dogumlardaki-buyuk-artis-sasirtti.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2009 18:00:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[doğum]]></category>
		<category><![CDATA[gebelik]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik]]></category>
		<category><![CDATA[normal doğum]]></category>
		<category><![CDATA[sezaryen doğum]]></category>
		<category><![CDATA[sezaryenle doğum]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=114</guid>
		<description><![CDATA[İzmir’de 1998′de yüzde 21 olan sezaryen oranı yüzde 41-83′e çıkınca, ‘patlama’nın nedenleri araştırılmaya başlandı. Türk kadınları, sezaryenle doğumu sevdi. DünyaSağlık Örgütü’nün öngördüğü yüzde 5-15 arası sezaryenle doğum oranı, İzmir’de kat kat aşıldı. İzmir Sağlık Müdürlüğü bu yılın ilk dokuz ayında devlet hastanesinde yüzde 41, diğer kamu hastanelerinde yüzde 70, özel hastanelerde yüzde 83 sezaryenle doğum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İzmir’de 1998′de yüzde 21 olan sezaryen oranı yüzde 41-83′e çıkınca, ‘patlama’nın nedenleri araştırılmaya başlandı. Türk kadınları, sezaryenle doğumu sevdi. DünyaSağlık Örgütü’nün öngördüğü yüzde 5-15 arası sezaryenle doğum oranı, İzmir’de kat kat aşıldı.</p>
<p>İzmir Sağlık Müdürlüğü bu yılın ilk dokuz ayında devlet hastanesinde yüzde 41, diğer kamu hastanelerinde yüzde 70, özel hastanelerde yüzde 83 sezaryenle doğum oranı saptayınca, bu patlamanın nedenini anlamak için bir bilimsel kurul oluşturuldu. Türkiye genelindeki devlet hastanelerinde de bu yıl 660 bin doğumun 242 bini sezaryenle oldu.</p>
<p>İzmir İl Sağlık Müdür Yardımcısı Dr. Neşe Nohutçu, Ege Perinatoloji Derneği’nin ‘Sezaryen-normal doğum’ başlıklı toplantısında, sezaryen oranlarında 2005 yılı rakamlarına göre de artış yaşandığını belirterek, kente ilişkin şu rakamları verdi:</p>
<p>“Dünya Sağlık Örgütü’nün sezaryenle doğumda öngördüğü oranlar yüzde 5-15. 1998′de sezaryen oranı yüzde 21.2′ydi. Bu oranın 2003′teki aynı araştırmada yüzde 40′a yükseldiği saptandı. Bu oranlar Kuzey Amerika’da yüzde 23, Arjantin, Brezilya, Şili’de yüzde 60, Hollanda, Belçika ve Britanya’da yüzde 20.”</p>
<p><strong> Özel hastanelerde artış</strong><br />
Buna karşılık İzmir’de yapılan araştırmadaysa 2005 istatistiklerinde devlet hastanelerinde sezaryen oranının yüzde 41′e çıktığını belirten Nohutçu, şöyle devam etti:</p>
<p>“Aynı yıl üniversite, askeri, belediye hastaneleri gibi diğer kamu hastanelerinde sezaryenle doğum oranı yüzde 67 olarak saptandı. Özel hastanelerde ise 100 doğumdan 18′i normal, sezaryen oranı yüzde 82. 2006′nın ilk dokuz aylık verilerine göre devlet hastanelerinde sezaryen oranı geçen yılla aynı, yüzde 41. Diğer kamu hastanelerinde sezaryen yüzde 70′e çıkmış. Özel hastanelerde de oran bir yılda bir puan artarak yüzde 83′e çıkmış.”</p>
<p><strong> Dr. Nohutçu, iki doğum yöntemini şöyle değerlendirdi:</strong><br />
“Hekim, riskleri iyi hesaplayıp bu risklere göre yöntemi belirlemeli. Hasta sezaryen istese bile, mutlaka iki yöntem hakkında da iyice bilgilendirilmeli. Bizim isteğimiz, sezaryene sosyal nedenle değil, gerçek tıbbi nedenlerle karar verilmesi. İlimizde sezaryen oranları çok yüksek. Bunun nedenlerinin belirlenmesi için Ege Üniversitesi, Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Konak Dr. Hayri Üstündağ Kadın Hastalıkları Eğitim Ve Araştırma Hastanesi, Ege Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi ile iki ilçe hastanesinden uzmanların yer aldığı bir bilimsel komisyon oluşturuldu.”<br />
Dr. Nohutçu, bu arada İzmir’in tüm bölgeye hizmet verdiğini, riskli vakaların bu kente sevki nedeniyle sezaryenin daha fazla görülmüş olabileceğini de sözlerine ekledi.</p>
<p><strong> Türkiye geneli nasıl?</strong><br />
Sağlık Bakanlığı verilerine göre, bu yılın ilk 10 ayında, devlet hastanelerinde 660 bin 110 doğumdan 242 bin 569′u sezaryen. Özel hastanelerdeki doğumların kaçının sezaryen olduğu ise kesin bilinmiyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/sezaryen-dogumlardaki-buyuk-artis-sasirtti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bebekler 0-2 yaş arasında konuşmayı öğreniyor</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/bebekler-0-2-yas-arasinda-konusmayi-ogreniyor.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/bebekler-0-2-yas-arasinda-konusmayi-ogreniyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2009 13:00:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[bebekler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=112</guid>
		<description><![CDATA[Bebekler, zihinsel ve fiziksel gelişimleri için büyük önem taşıyan 0-2 yaş arasında konuşmayı öğreniyor. İlk aylarda genelde mırıldanarak bazı sesler çıkaran ve gülümseyen bebekler, zamanla kısa heceler ve kelimeler söylemeye başlıyor. Uzmanlar, bu dönemin başlangıcından itibaren, ebeveynlerin bebekleriyle onların anlayıp anlamadıklarına bakmadan sürekli konuşmaları gerektiğini belirtiyor. Bu davranışın, hem ebeveyn hem de bebek için birçok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bebekler, zihinsel ve fiziksel gelişimleri için büyük önem taşıyan 0-2 yaş arasında konuşmayı öğreniyor. İlk aylarda genelde mırıldanarak bazı sesler çıkaran ve gülümseyen bebekler, zamanla kısa heceler ve kelimeler söylemeye başlıyor.</p>
<p>Uzmanlar, bu dönemin başlangıcından itibaren, ebeveynlerin bebekleriyle onların anlayıp anlamadıklarına bakmadan sürekli konuşmaları gerektiğini belirtiyor. Bu davranışın, hem ebeveyn hem de bebek için birçok faydası bulunduğuna işaret eden uzmanlar, iki taraf arasındaki bağın bu yolla güçlü bir hale geleceğini vurguluyor.</p>
<p>İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Vural, bebeklerin doğumundan sonraki iki yılın konuşma eğitimi için önemli bir dönem olduğunu ifade ediyor. Bebeklerin, ikinci aya doğru ebeveynlerini göz ile takip ettiğini dile getiren Vural, “İlk altı ayda bebekler annesini izler, sesini ayırt eder ve gülümsemeye başlar.</p>
<p>Bu dönemde bebeğinizle bol bol konuşun. Mırıldanma ve gülümsemelerine de aynı şekilde karşılık verin.” tavsiyesinde bulunuyor. Vural, 6-12 ay arasındaki bebeklerin de birtakım heceler söyleyerek konuşmaya başladığını kaydederek şunları söylüyor: “Bir yaşına yaklaşıncaya kadar tek ve kısa kelimeleri söyleyebilir. Siz de ona tam kelimelerle karşılık verin. Bir yaşında bebeğiniz konuşmazsa meraklanmayın.</p>
<p>Her çocuğun gelişim hızı farklıdır. Bu, normal bir durumdur. Zamanla konuşmayı öğrenecektir.” Anne-babalara bu konuda büyük görevler düştüğünü ifade eden Vural, bebeklerin ilk iki yılında doğru yönlendirilmesi gerektiğinin altını çiziyor.<br />
<strong> Konuşma, sosyal gelişimlerini sağlar</strong><br />
Acıbadem Hastanesi Çocuk ve Genç Psikiyatri Uzmanı Dr. Zerrin Topçu ise, ebeveynlerin bebeklerle konuşmasının her iki taraf için de son derece faydalı olduğunu belirtiyor. Topçu, “Bebeklerle konuşmak onların sosyal gelişimlerine katkı sağlar. Ayrıca dil gelişimini de olumlu etkiler. Ebeveynler için de faydaları vardır. Bebekleri ile ne kadar çok konuşurlarsa o kadar iyi bağ kurabilirler. Böylece bebekler ebeveynlerine daha çok ilgi gösterir.” ifadelerini kullanıyor.<br />
<strong> Bebeklerin yanında ‘anlamaz’ diye kötü söz söylemeyin</strong><br />
Çocuk psikolojisi uzmanı Zerrin Topçu, bebeklerin birkaç aylık dahi olsa ebeveynlerindeki gerginliği fark edebildiklerine işaret ediyor. Bu nedenle çocukların yanında kötü kelimeler kullanılmaması gerektiğini kaydeden Topçu, “Bebekler konuşulanları bir yaşından sonra anlamaya başlarlar. Fakat o zamana kadar karşısındaki kişilerin gerginliğini, endişelerini ve kaygılarını hissederler. Bu algılama bir sözle ya da bir dokunmayla olabilir. O yüzden çok küçük olsalar dahi onların yanında uygunsuz sözler konuşulmamalı.” uyarısında bulunuyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/bebekler-0-2-yas-arasinda-konusmayi-ogreniyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğunuzun sosyal ve zihinsel gelişini takip edin</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/cocugunuzun-sosyal-ve-zihinsel-gelisini-takip-edin.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/cocugunuzun-sosyal-ve-zihinsel-gelisini-takip-edin.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2009 08:00:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların duygusal gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların sosyal gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların zihinsel gelişimi]]></category>
		<category><![CDATA[davranış sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat dağınıklığı]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[uyum problemi]]></category>
		<category><![CDATA[zihinsel yetersizlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=110</guid>
		<description><![CDATA[Çocuklarınız büyürken onların bilinçli ve bilimsel bir takibe ihtiyaçları var. Çocuğun okuldaki başarısızlığı, dikkat kaybı, uyum zorluğu, davranış sorunları, öğrenmeyle ilgili sorunlar, aile içindeki iletişim sorunları ne yazık ki genellikle yeterince önemsenmiyor. Çocukların fiziksel gelişimleri, doğdukları günden başlayarak dikkatli bir biçimde takip edilebiliyor. Ancak duygusal, sosyal ve zihinsel gelişmelerinin takibinde aynı özen ne yazık ki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çocuklarınız büyürken onların bilinçli ve bilimsel bir takibe ihtiyaçları var. Çocuğun okuldaki başarısızlığı, dikkat kaybı, uyum zorluğu, davranış sorunları, öğrenmeyle ilgili sorunlar, aile içindeki iletişim sorunları ne yazık ki genellikle yeterince önemsenmiyor. Çocukların fiziksel gelişimleri, doğdukları günden başlayarak dikkatli bir biçimde takip edilebiliyor. Ancak duygusal, sosyal ve zihinsel gelişmelerinin takibinde aynı özen ne yazık ki gösterilemiyor.</p>
<p><strong> En büyük sorunlar ergenlikte yaşanıyor</strong><br />
Acıbadem Hastanesi Pedagoji uzmanı Ayşegül Salgın, çocukların duygusal, sosyal ve zihinsel gelişimlerinin ancak başa çıkılamayan bir problem ortaya çıktığında önemsendiğine ve değerlendirildiğine dikkat çekiyor ve ekliyor: “Oysa, bir çocuk ancak tüm alanlarda uygun gelişim gösteriyorsa sağlıklı kabul edilebilir.”</p>
<p>Çocuklar ve gençler ailelerin farkına varmadığı önemli sorunlar yaşayabiliyor. Özellikle yaşamın en zor geçidi olarak tarif edilen ergenlik çağında, sorunlar daha da artıyor. Bu sorunların bir kısmının çocuk veya ergen tarafından çözülebilirken, bazı sorunların çözümü için bir yetişkinin yardımı, desteği, rehberliği gerektiğini belirten pedagog Ayşegül Salgın şöyle konuşuyor:</p>
<p>“Bu kişi genellikle anne veya babadır. Ancak bazı sorunlar ve durumlar profesyonel yardım ve müdahale gerektirebilir. Böyle durumlarda uygun tanı ve tedavi için zamanında harekete geçmek sorunun çözümünü kolaylaştırabilir. Hastanemiz Pedagoji polikliniğinde 0-16 yaş arası çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri takip edilmektedir. 0-6 yaş arası çocukların dil, sosyal ve motor gelişimleri testlerle değerlendirilmekte, gerekli görüldüğünde gecikme olan alanlara yönelik programlar hazırlanmakta ve uygulanmaktadır.</p>
<p>Okul dönemindeki çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri değerlendirilmekte, başarısızlık ve uyum problemlerinin nedenleri ortaya çıkarılarak çözüm için aile ve çocukla çalışılmaktadır.”<br />
Peki bir pedagoji uzmanına ne zaman başvurulması gerekiyor? Ailelerin bu konuda dikkate alması gereken birçok kriter var. Eğer çocuğun zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimleri buna uygunluk göstermiyorsa bir pedagoji uzmanına başvurulması öneriliyor.<br />
<strong>Pedagog Ayşegül Salgın, bu sorunları şöyle sıralıyor:<br />
</strong>- Çocuğunuzun gelişiminin yaşına uygun olup olmadığı konusunda değerlendirmeye ihtiyaç duyuyorsanız,<br />
- Duygusal, sosyal ve zihinsel gelişimiyle ilgili değerlendirme ve desteğe ihtiyaç duyuyorsanız,<br />
- Davranış sorunları varsa,<br />
- Zihinsel yetersizlik nedeniyle desteğe (özel eğitim) ihtiyaç duyuyorsa,<br />
- Okulda kapasitesini yeterince kullanamadığını düşünüyorsanız,<br />
- Okulda başarısızlık, uyum zorlukları yaşıyorsa,<br />
- Dikkat eksikliği veya dağınıklığı yaşıyorsa,<br />
- Çevresiyle iletişimde güçlük yaşıyorsa,<br />
- İletişim kurmakta, disiplin sağlamakta güçlükler yaşıyorsanız bir uzmana başvurmanız gerekiyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/cocugunuzun-sosyal-ve-zihinsel-gelisini-takip-edin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Televizyonun çocuk gelişimine hiç katkısı yok</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/televizyonun-cocuk-gelisimine-hic-katkisi-yok.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/televizyonun-cocuk-gelisimine-hic-katkisi-yok.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2009 03:00:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[büyüme]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk gelişimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=108</guid>
		<description><![CDATA[Amerikalı Wake Forest Üniversitesi’nden Marina Krcmar başkanlığındaki psikologlar, 3 yaş altı çocukların televizyondaki programlarla konuşmayı öğrenmediğini belirledi. Media Psychology dergisinde yayımlanan araştırma çerçevesinde 15 ila 24 aylık 48 çocuk iki gruba ayrıldı. Birinci gruptaki çocuklarla bir yetişkin doğrudan konuştu. İkinci gruba ise bir yetişkinin konuştuğu görüntüler ve Teletubbies izletildi. Araştırma sonucunda, birinci gruptaki çocukların yeni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Amerikalı Wake Forest Üniversitesi’nden Marina Krcmar başkanlığındaki psikologlar, 3 yaş altı çocukların televizyondaki programlarla konuşmayı öğrenmediğini belirledi. Media Psychology dergisinde yayımlanan araştırma çerçevesinde 15 ila 24 aylık 48 çocuk iki gruba ayrıldı.<br />
Birinci gruptaki çocuklarla bir yetişkin doğrudan konuştu. İkinci gruba ise bir yetişkinin konuştuğu görüntüler ve Teletubbies izletildi. Araştırma sonucunda, birinci gruptaki çocukların yeni kelimeler öğrendiği ve isimlerini öğrendikleri nesneleri gösterebildikleri belirlendi. Diğer grupta ise bu konuda hiçbir ilerleme kaydedilmedi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/televizyonun-cocuk-gelisimine-hic-katkisi-yok.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarınızı uçucu maddelerden koruyun</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/cocuklarinizi-ucucu-maddelerden-koruyun.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/cocuklarinizi-ucucu-maddelerden-koruyun.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Jul 2009 18:00:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[2-merkaptoetanol]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çözücü maddeler]]></category>
		<category><![CDATA[uçucu madde bağımlılığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=104</guid>
		<description><![CDATA[Evlerde kullanılan bazı maddeler nedeniyle sosyoekonomik düzeyi yüksek kesimde yaşayan çocukların da uçucu madde bağımlılığı tehlikesi altında bulunduğu bildirildi. Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi Klinik Biyokimya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necat Yılmaz, yaptığı açıklamada, uçucu madde bağımlılığının, tüm dünyada sorun haline geldiğini, Batı dünyasında 1900′lü yıllarda başlayan uçucu çözücülere bağımlılığın artık tüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evlerde kullanılan bazı maddeler nedeniyle sosyoekonomik düzeyi yüksek kesimde yaşayan çocukların da uçucu madde bağımlılığı tehlikesi altında bulunduğu bildirildi. Gaziantep Üniversitesi (GAZÜ) Tıp Fakültesi Klinik Biyokimya Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necat Yılmaz, yaptığı açıklamada, uçucu madde bağımlılığının, tüm dünyada sorun haline geldiğini, Batı dünyasında 1900′lü yıllarda başlayan uçucu çözücülere bağımlılığın artık tüm dünyada yayıldığını, 12-17 yaş arasında 4 milyondan fazla bağımlı olduğunu söyledi.</p>
<p>Bu maddelerin alifatik ve aromatik hidrokarbonlar olduğunu; yapıştırıcılar, benzin türevleri, boyalar, parlatıcılar ve boya çıkarıcıların bu grupta yer aldığını ifade eden Yılmaz, “halojenli hidrokarbonlar ise kuru temizleme ajanları, sprey boyalar, tırnak parlatıcılar, daktilo yazısı düzelticiler, aeresollü yiyecek ve sprey ilaçlarda bulunmaktadır” dedi.</p>
<p>Hızlı etki göstermesi, kolay ve ucuz elde edilebilirliği nedeniyle tiner ve balinin hala popüler uçucu maddeler olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, sözlerini şöyle sürdürdü:</p>
<p>“Bu maddeleri daha çok sokak çocuğu dediğimiz sosyoekonomik düzeyi düşük çocuklar kullanmaktayken, artık bu durum değişmektedir. Anne babalar son yıllarda kullanımı artan tırnak parlatıcı temizleyicilere ve sprey türevlerine de azami dikkat etmelidir. Sosyoekonomik düzeyi yüksek kesimde bu maddelerin kullanımı hızla yaygınlaşmaktadır. Sprey türevi bağımlılığa bağlı ölüm vakaları ABD’de de hızla artmaktadır.</p>
<p>Maalesef küçük yaşlarda kullanım daha fazladır. Örneğin en az bir kere kullanım, 12 yaşta yüzde 13 oranındadır. Bu tip bağımlılığın tedavisi de, bağımlılığı açığa çıkaracak bir laboratuar testi de bulunmamaktadır.”</p>
<p><strong> Uçucu maddelerin kullanımını engellemek</strong><br />
Prof. Dr. Yılmaz, uçucu maddelerin kullanımını engellemenin en iyi yolunun bu maddelerin cazip olmaktan çıkarılması olduğunu, uçucu maddelerin içerisine, tiksindirici madde olan merkaptoetanol konularak cazip kokmasının engellenebileceğini savundu.</p>
<p>Uçucu çözücü maddelere 2-merkaptoetanol gibi kesin etkili bir maddenin katılmasını öneren Yılmaz, “nasıl ki mutfak tüplerinin içerisine, aslında kokusuz olan hava gazını sızıntıyı uyarmak gayesi ile kokulu madde katılıyorsa uçucu maddelerin içerisine de katılacak bir madde ile cazip kokması engellenir ve bu maddeyi koklayacak kişi rahatsız olur. Böylece maddeyi kullanamaz hale gelir ya da yeni kullanmaya başlayacak çocukların koklaması engellenebilir. Literatür araştırmalarım sonucu bu maddenin 2-merkaptoetanol olabileceğini düşünüyorum” diye konuştu.</p>
<p>Çıkarılacak bir yasa ile üretici firmalara bu maddenin belli miktarlarda uçucu maddelere katılması zorunluluğunun getirilmesi halinde, daha fazla kullanımının önüne geçilebileceğini ifade eden Yılmaz, 2-merkaptoetanol maddesinin olağanüstü kötü bir koku yaydığını, bu maddenin koklama işlemini engelleyeceğini, böylelikle dünyada sorun haline gelen uçucu madde bağımlılığının önüne geçilebileceğini bildirdi.</p>
<p>Prof. Dr. Yılmaz, sosyoekonomik düzeyi yüksek çocukların maruz kalabileceği maddeleri ise, “yapıştırıcılar, sprey boyalar, saç spreyleri, deodorantlar, oda kokuları, analjezik spreyler,astım spreyi kuru temizleme ajanları, tetrakloroetilen çözücüler, tırnak parlatıcı ve temizleyicileri, çakmak gazı, butan, isopropan tarzı düzelticiler” diye sıraladı.<br />
<strong>Koku ve parfümlere de dikkat</strong><br />
Prof. Dr. Yılmaz, yapılan araştırmalarda, hemen her alanda ve her üründe kullanılmaya başlanan koku ve parfümlerin insan sağlığını olumsuz yönde etkilediğini, kokuların insan vücuduna solunum, ağız ya da deri yoluyla girerek başta akciğerler olmak üzere deri, burun,göz ve beyni etkilediklerini belirtti.</p>
<p>Kokuların kimyasal formüllerinin ticari sır kapsamına girdiği için çoğu zaman ürün üzerinde bulunmadığını vurgulayan Prof. Dr. Yılmaz, “ev ve çamaşır temizlik ürünlerinde, parfümlerde, kırtasiye ürünlerinde, plastiklerde, ilaçlarda ve hatta yiyecek ve içeceklerde bile bulunan koku verici maddeler, insan sağlığını olumsuz etkiliyor” diye konuştu.<br />
Yılmaz, kokularda kullanılan kimyasal maddelerin yüzde 90′ının petrolden üretilen sentetik maddeler olduğuna da işaret ederek, kolonya, deterjan ve ağız yıkama suları ve oje çıkartıcısında bulunan “aseton”un solunum yoluyla alındığında hafif baş dönmesi, bulantı, koordinasyon bozukluğu, uyuşukluk gibi belirtilere yol açtığını anlattı.</p>
<p>Prof. Dr. Yılmaz, bu tür ürünlerde 5 binden fazla koku verici madde bulunduğunu ifade ederek, kokuların çoğunun solunum sistemi için tahriş edici özelliği olan uçucu organik bileşikler olduğunu anlattı.</p>
<p>Bu bileşiklerin astımlı hastalarda öksürük, hırıltılı solunum ve nefes darlığına neden olduğunun eskiden beri bilindiğini ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, bazı kokuların burun tıkanıklığı, sinüzit, öksürük, boğaz ağrısı ve göğüste sıkışma hissi yaratabildiğini bildirdi.</p>
<p>Araştırmaların, kokuların, kalp, dolaşım ve beynin elektrik aktivitesi üzerine de etkileri olduğunu ortaya koyduğunu ifade eden Prof. Dr. Yılmaz, kokulardan baş ağrısı, konsantrasyon bozukluğu, yorgunluk, uyuşukluk gibi şikayetler belirlendiğini, kokuların en çok etkilediği organın da deri olduğunu sözlerine ekledi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/cocuklarinizi-ucucu-maddelerden-koruyun.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ağlayan çocuk nasıl susturulur?</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/aglayan-cocuk-nasil-susturulur.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/aglayan-cocuk-nasil-susturulur.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Jul 2009 13:00:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[ağlayan çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[aile huzuru]]></category>
		<category><![CDATA[bebeklik dönemi]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk gelişimi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=102</guid>
		<description><![CDATA[Bebekler isteklerini ağlayarak bildirirler. Ağlayan bebeğin bir ihtiyacı olduğunu anlayan anne, hemen bebekle ilgilenir ve sıkıntısını giderir. Ama bebeklik döneminden çıkmış çocukların da isteklerini ağlayarak belirtmeleri doğru değildir. Çocukların isteklerini konuşarak bildirmeleri gerekir. Anne-babalar olarak çocukların ağlamaları karşısında takındığımız tutum çok önemlidir. Çocuğun bir isteğini yapmadığımızda çocuk ağlamaya başlıyor ve daha sonra o isteğini yapıyorsak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bebekler isteklerini ağlayarak bildirirler. Ağlayan bebeğin bir ihtiyacı olduğunu anlayan anne, hemen bebekle ilgilenir ve sıkıntısını giderir. Ama bebeklik döneminden çıkmış çocukların da isteklerini ağlayarak belirtmeleri doğru değildir.<br />
Çocukların isteklerini konuşarak bildirmeleri gerekir. Anne-babalar olarak çocukların ağlamaları karşısında takındığımız tutum çok önemlidir. Çocuğun bir isteğini yapmadığımızda çocuk ağlamaya başlıyor ve daha sonra o isteğini yapıyorsak çocuğa “senin isteğini yapmam için senin ağlaman gerekiyor” mesajını vermiş oluruz. Bu duruma alışan çocuk da tüm isteklerini ağlayarak anne-babasına yaptırır.<br />
Anne-babalar çocuklarının isteklerini ya hemen kabul edecekler ya da hiçbir şekilde kabul etmeyeceklerdir. Çocuklar ne kadar ağlarsa ağlasınlar, kararımızdan dönmemeliyiz. Böylelikle çocuğumuzun ağlamalarını önlemiş oluruz. Çocuklarda “ne yaparsam yapayım, anne ve babamı kararından vazgeçiremem” düşüncesini oluşturmalıyız. Örneğin baba evden çıkarken çocuk ‘Beni de götür’ dediğinde, baba da ‘Olmaz, götüremem’ diyor. İsteği yerine gelmeyen çocuk ağlamaya başlıyor ve ‘Hadi bugünlük biraz gezdirip getireyim, çocuğun gönlü olsun’ diyor. Bu durumda çocuk gözyaşının gücünü kullanıyor ve isteklerini ağlayarak yaptırıyor.<br />
Babanın evden çıkışında her zaman çocuk ağlayarak yaygarayı basıyor. Çünkü ağlayarak iş yaptırtmayı çocuklara biz öğretiyoruza. Şimdiye kadar çocuğumuz ağlayınca kararımızı değiştirdiysek, geçici bir süre zorlanırız; ama uzun süreli kararlı duruşumuz çocuğumuzun ağlayarak isteklerini yaptırmasını önleyecektir.<br />
Ağlayan çocuğa kesinlikle “ağlama” denmemelidir. Ağlayan bir çocuğu kucağa alıp ‘Ne oldu sana, gel bakayım, kim ne dedi sana, kim kızdı sana, ağlama sen, ben kızarım onlara vb.’ şeklinde sözler söylenmesi çocuğun ağlamasını durdurmaz, aksine yüz bulan çocuk daha çok ağlar. Ağlayan çocuğun dikkatini başka yöne çekin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/aglayan-cocuk-nasil-susturulur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Eve geç gelen babanın çocuğu kaygılı oluyor</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/eve-gec-gelen-babanin-cocugu-kaygili-oluyor.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/eve-gec-gelen-babanin-cocugu-kaygili-oluyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Jul 2009 08:00:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[aile babası]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk yetiştirmek]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[özgüven eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik doyum]]></category>
		<category><![CDATA[stres]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=100</guid>
		<description><![CDATA[Sıklıkla işten eve geç gelen babalarla çocukları arasındaki duygu paylaşımı ihtiyacı yeterince karşılanamadığı için çocuklarda stres ve kaygı artıyor. Bu da özgüven eksikliğine sebep oluyor. Gün geçtikçe zorlaşan hayat şartları ve ihtiyaçların değişmesi sebebiyle günümüzde çalışan annelerin sayısı giderek artmaktaysa da halen evin maddi ihtiyaçları babalar tarafından karşılanmaktadır. Ev geçindirmekte zorlanan erkekler ise genellikle yaptıkları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sıklıkla işten eve geç gelen babalarla çocukları arasındaki duygu paylaşımı ihtiyacı yeterince karşılanamadığı için çocuklarda stres ve kaygı artıyor. Bu da özgüven eksikliğine sebep oluyor.<br />
Gün geçtikçe zorlaşan hayat şartları ve ihtiyaçların değişmesi sebebiyle günümüzde çalışan annelerin sayısı giderek artmaktaysa da halen evin maddi ihtiyaçları babalar tarafından karşılanmaktadır. Ev geçindirmekte zorlanan erkekler ise genellikle yaptıkları ek işlerle geçimlerini temin etmeye çalışıyorlar ya da kendi işinde çalışanlar işlerinin hacmini genişletiyor. Bu da beraberinde uzun saatler boyunca çalışmayı getiriyor.<br />
Sabah erkenden işe gidip gece geç saatlerde evine gelen bir eş, ailenin maddi ihtiyaçlarını karşılamak için çırpınırken çoğu zaman onların manevi ihtiyaçlarına yetişememenin sıkıntısını yaşıyor. Birlikte sofraya oturamamak, çocuklarla ve eşle sohbet edememek gün boyu yaşananları paylaşamamak aile üyelerinin psikolojik doyuma ulaşmalarını engelliyor. Evdeki gergin hava ile birlikte artan kaygı, çocuktaki özgüven kazanımını olumsuz şekilde etkiliyor.<br />
Çocuğun babaya olan ihtiyacı anne karnından itibaren başlar. Annenin hamilelik döneminde eşinden destek görmesi çok önemlidir. Annenin rahatlığı çocuğa da yansır ve anne karnında bile babanın sesini duyması çocuğa güven verir. Çocuklar cinslerle ilgili davranış ve rolleri anne kadar babanın da varlığıyla edinir. Kız ve erkek çocuklar için babalarıyla birlikte olmak aynı düzeyde önemlidir.<br />
Babanın eve geldiğinde çocuğa gününün nasıl geçtiğini sorması, onun anlattıklarını dikkatle dinlemesi, gün içinde yaptığı resimleri vs. ilgiyle incelemesi ve beğenisini göstermesi önemlidir. Yine sağlıklı bir şekilde gelişmesi için yaşına göre sevip okşaması kendi başından geçen ilginç şeylerden kısaca da olsa bahsetmesi çocuğun yaşına göre haftada en az birkaç gün bir süre oyun oynaması yeterli duygu paylaşımının yapılmadığı uzun süreli beraberliklerden çok daha değerlidir.<br />
Zaman zaman hafta sonları birlikte geziye gitmek, faydalı eserleri birlikte okuyup, izlemek, dinlemek, kültürel faaliyetlere katılmak futbol, basketbol vs. oynarken çocukları izlemek veya onlara bazı günler katılmak fazla zaman almayacağı gibi onları sanıldığından çok daha fazla mutlu edecek hem de babanın kendi yorgunluğunu atmasını sağlayacaktır. Bunun için babanın çocukları ile beraber olmaya önem vermesi ve bundan hoşlanması önemlidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/eve-gec-gelen-babanin-cocugu-kaygili-oluyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ailelerin onaylamadığı evlilikler kısa sürüyor</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/ailelerin-onaylamadigi-evlilikler-kisa-suruyor.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/ailelerin-onaylamadigi-evlilikler-kisa-suruyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 19 Jul 2009 03:00:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[aile sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[boşanma]]></category>
		<category><![CDATA[doğru eş seçimi]]></category>
		<category><![CDATA[doğru evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik sorunları]]></category>
		<category><![CDATA[geçimsiz evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[geçimsizlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=98</guid>
		<description><![CDATA[Evleneceğiniz insanın ailesini ya da kendi ailenizi silip atamazsınız. Ancak onların da görüşünü alarak mutlu ve huzurlu bir evlilik yapabilirsiniz. Mutlu bir evlilik için evlenecek kişilerin anlaşması kadar ailelerinin onayı da önemli. “Biz anlaştık, ailelerin ne dediği önemli değil!” diyerek evlenen çiftler, hayat şartlarının acımasızlığı ve beklentilerin karşılanmaması yüzünden kısa sürede ayrılıyor. Ailelerin rızasını almadan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evleneceğiniz insanın ailesini ya da kendi ailenizi silip atamazsınız. Ancak onların da görüşünü alarak mutlu ve huzurlu bir evlilik yapabilirsiniz. Mutlu bir evlilik için evlenecek kişilerin anlaşması kadar ailelerinin onayı da önemli. “Biz anlaştık, ailelerin ne dediği önemli değil!” diyerek evlenen çiftler, hayat şartlarının acımasızlığı ve beklentilerin karşılanmaması yüzünden kısa sürede ayrılıyor.<br />
Ailelerin rızasını almadan veya yok sayarak gerçekleştirilen evliliklerin ömrünün çok kısa olduğu belirtiliyor. Uzmanlar, aile rızası olmadan gerçekleştirilen evliliklerin yarıdan fazlasının ilk bir yıl içinde boşanmayla sonuçlandığını bildiriyor.<br />
Erciyes Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Dr. Yıldız Özkan Dereli, ailelerden biri veya ikisinin evlenme kararına karşı çıkması sonrasında yeni evliler için önü alınamayacak sorunların başladığına dikkat çekti. Aile ve çocukların birbirlerini anlayıp dinlemeye çalışmaları gerektiğinin altını çizen Dereli, aksi takdirde evlilikten kısa bir zaman sonra aile içi şiddet ve geçimsizlikle boşanmaların yaşandığını söyledi.<br />
Evlilikte doğru eş seçiminin çok önemli olduğunu dile getiren Dereli, “Bireyler yalnız yaşamaya göre değil, topluluk içinde diğer insanlarla birlikte yaşamaya uygun şekilde programlanmıştır. İnsanların kendi cinsleriyle kurdukları ilişkilerin yanında karşı cinsle ilişki kurmaya da ihtiyacı vardır.</p>
<p>Beraberliklerin daha kabul görmesi için, din ve toplum tarafından onaylanan bir hale gelmesi için evlilikte bazı kurallara uyulması gerekir.” dedi.<br />
Kişinin ne aradığını bilmeden, neyin kendisi için önemli olduğunu düşünmeden eş seçimine karar vermesinin durumu şansa bırakmak anlamına geleceğini anlatan Dr. Dereli, kişilerin kendini çok iyi tanıması ve evleneceği kişide aradığı özellikleri belirlemesi gerektiğini kaydetti. Mutlu ve uzun ömürlü bir evlilik için kişi kendine öncelikle şu soruları sorup cevaplarını alabilmeli:<br />
“Ben kimim? Nasıl bir hayat istiyorum? Hayatımda neler yapmak istiyorum? Güçlü ve zayıf yönlerim neler? Hayatta benim için önceliği olan şeyler nelerdir? Neler beni mutlu ediyor? Nelerden hoşlanıyorum? İnsanlarda aradığım özellikler neler? Bunlar benim için neden önem taşıyor? Hangi tür özellikleri olan insanlarla daha iyi anlaşıyorum? Hangi tür özellikleri olan insanlarla anlaşamıyorum veya tahammül edemiyorum?”<br />
Kişinin evlenmeyi düşündüğü kişiye ilişkin duygu ve düşüncelerini birlikte ve ayrı iken değerlendirmesinde de çok büyük fayda var. Evlenilecek kişinin fiziksel özelliklerini nasıl bulduğu, beğenip beğenmediği önemli. Özellikle bu durum erkekler tarafından vazgeçilmez bir öncelik olarak algılanıyor.<br />
Benzer veya yakın eğitim düzeyine sahip olmak ve karşılıklı sosyo-ekonomik düzey de anlaşma ve uyum için önemli. İnsanlar yıllarca içinde yaşadıkları, kişiliklerinin temel taşlarını oluşturan ailelerinden kazandıkları izleri, evlilik yaşantılarında da devam ettirmek isterler. Bu nedenle benzer ailelere sahip eşler daha kolay anlaşabiliyor. Evlenecek kişilerin dinî inancı ve siyasi görüşlerindeki farklılık özellikle karşı görüşlere karşı hoşgörüsüz katı bir tutum da varsa sorun yaşama ihtimali oldukça yükseliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/ailelerin-onaylamadigi-evlilikler-kisa-suruyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklar yabancı dili daha çabuk öğreniyor</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/cocuklar-yabanci-dili-daha-cabuk-ogreniyor.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/cocuklar-yabanci-dili-daha-cabuk-ogreniyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Jul 2009 22:00:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuklarda öğrenme]]></category>
		<category><![CDATA[dil öğrenme yaşı]]></category>
		<category><![CDATA[yabancı dil öğrenmek]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=96</guid>
		<description><![CDATA[Yabancı bir dili öğrenmek için en uygun yaşların 8-9 yaşları arası olduğu anlaşıldı. Bu yaşlarda beyin, yeni bilgiler öğrenmeye daha açık olduğu için, çocukken yabancı dil öğrenmek de daha kolay oluyor. İtalya ve Almanya’da yürütülen ortak bir araştırma sonucunda, çocukluk yaşlarında her yeni bilginin olduğu gibi, yabancı dilin de daha kolay öğrenildiği ortaya çıktı. Yabancı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yabancı bir dili öğrenmek için en uygun yaşların 8-9 yaşları arası olduğu anlaşıldı. Bu yaşlarda beyin, yeni bilgiler öğrenmeye daha açık olduğu için, çocukken yabancı dil öğrenmek de daha kolay oluyor. İtalya ve Almanya’da yürütülen ortak bir araştırma sonucunda, çocukluk yaşlarında her yeni bilginin olduğu gibi, yabancı dilin de daha kolay öğrenildiği ortaya çıktı.<br />
Yabancı dil öğrenmeye yaşamın ilk yıllarında başlanmasının önemini kanıtlayan çalışma, İtalya’nın Milano San Rafaele Üniversitesi ile Almanya’nın Berlin Üniversitesi tarafından manyetik rezonans (MR) tekniği kullanılarak gerçekleştirildi.<br />
San Rafaele Üniversitesi Psikoloji Bölüm Başkanı Stefano Cappa; çocukluk döneminde, beyin, dil öğrenimi için inanılmaz bir kapasiteye sahip olduğunu ancak dil öğreniminde kullanılan yöntemin, ana dili öğretirken kullanılan yöntemden daha farklı olması gerektiğini belirtti.<br />
<strong> İyi konuşuyorlar</strong><br />
Bu araştırma için; anadili İtalyanca olup Almanca da konuşabilen üç ayrı grup seçildi. Birinci grup, yabancı dili çocukluk döneminde öğrenmiş ve iyi konuşmaktaydı. İkinci grup da yine iyi derecede Almanca da konuşan ancak bu dili ergenlik çağında öğrenen kişilerden oluşuyordu. Üçüncü gruptakiler ise yabancı dili yetişkin olduklarında öğrenip iyi konuşamayan kişilerdi.</p>
<p>Manyetik rezonans, gönüllülerin yabancı dillerinde bir cümle duydukları zaman beynin değişik bölgelerinde meydana gelen tepkileri ölçüyordu.<br />
Çocukluk çağında yabancı dil öğrenenlerin beynin sadece sol yarısını kullanarak tepki verdiği, ikinci grubun ise biraz zorlandığı ve daha karmaşık işlemler için kullanılan beynin ön lobunu da kullanarak tepki verdikleri görüldü.<br />
Dil bilimcisi Andrea Moro’nun belirttiği araştırma sonuçları, 50′li yıllarda Amerikalı dilbilimci Noam Chomsky’nin öne sürdüğü hipotezi doğruluyordu: Yabancı dillerin öğreniminin çocuğun yaşamının ilk yıllarında gerçekleşmesi çok büyük önem taşıyordu.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/cocuklar-yabanci-dili-daha-cabuk-ogreniyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuğa en iyi ödül tatlı söz</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/cocuga-en-iyi-odul-tatli-soz.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/cocuga-en-iyi-odul-tatli-soz.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Jul 2009 18:00:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğa verilen sözler]]></category>
		<category><![CDATA[çocuğu ödüllendirmek]]></category>
		<category><![CDATA[çocukların ödüllendirilmesi]]></category>
		<category><![CDATA[duygusal ödüller]]></category>
		<category><![CDATA[maddi ödüller]]></category>
		<category><![CDATA[söz tutmak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=93</guid>
		<description><![CDATA[Psikologlar, çocukların maddi anlamda değil, duygusal anlamda ödüllendirilmeleri gerektiğini önemle belirtiyor. Uzmanlar, çocuğa verilen en iyi ödüllendirmenin, duygusal ödüllendirme olduğunda hemfikir… Çocuğu ödüllendirmenin derecesi ve şekli, genelde yaş ve ailenin durumuna göre değişiklik gösteriyor. Anne babaların genel anlayışı, çocuğa maddi hediye ve bir şeyler almanın sanki en iyi ödüllendirmeymiş gibi algılanmasıdır. Devamlı bir şeyler alınmaya [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Psikologlar, çocukların maddi anlamda değil, duygusal anlamda ödüllendirilmeleri gerektiğini önemle belirtiyor. Uzmanlar, çocuğa verilen en iyi ödüllendirmenin, duygusal ödüllendirme olduğunda hemfikir…</p>
<p>Çocuğu ödüllendirmenin derecesi ve şekli, genelde yaş ve ailenin durumuna göre değişiklik gösteriyor. Anne babaların genel anlayışı, çocuğa maddi hediye ve bir şeyler almanın sanki en iyi ödüllendirmeymiş gibi algılanmasıdır.</p>
<p>Devamlı bir şeyler alınmaya ve verilmeye alıştırılan çocuk gün gelecek en iyi ve en pahalı hediyelerle bile doyum bulamayacaktır. Ama anne babasının okşaması, kucaklaması, gezdirmesi, ona güzel sözler söylemesi şeklindeki ödüllendirme ise en sağlıklı ve en başarılı ödüllendirmedir.</p>
<p><strong> Verilen söz tutulmalı</strong><br />
Anne babaların bu türlü bir duygusal ödülün yanı sıra imkânları ölçüsünde ek hediyeler vermesi de çocuğu ödüllendirmenin diğer yoludur.<br />
Anne babaların, çocuklara alınan hediyelerde maddi büyüklük yerine, manevi değeri ön plana çıkarmaları uygun olur. Bazı anne babalar bunu yapsa bile günümüzün tüketim toplumunda çevresinden ve arkadaşlarından etkilenen çocukları yönlendirmek anne babalar için hayli zor olacaktır.<br />
Anne babaların ödüllendirmeyi belli bir hedefe ve başarıya yönelik yapmaları, o hedeflere ulaşılmayı kolaylaştıracaktır. Verilen sözlerin de kesinlikle yerine getirilmesi gerekir.”</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/cocuga-en-iyi-odul-tatli-soz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uyumlu evliliğin nimetleri</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/uyumlu-evliligin-nimetleri.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/uyumlu-evliligin-nimetleri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Jul 2009 13:00:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[boş zamanları değerlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[ev dışı etkinlikler]]></category>
		<category><![CDATA[evlilikte uyum]]></category>
		<category><![CDATA[karşılıklı anlayış]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik sorunlar]]></category>
		<category><![CDATA[sağlam psikolojik yapı]]></category>
		<category><![CDATA[uyumlu evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[uyumsuz çiftler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=91</guid>
		<description><![CDATA[Uzmanlarca yapılan araştırmalar ve testler sonucunda mutlu bir evliliğin bireylerin sağlıklı bir psikolojik yapıya sahip olmasında önemli rol oynadığı tespit edildi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) eğitim Fakültesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü öğretim üyelerince evli çiftler üzerinde ”Evlilikte Uyum” konulu araştırma yapıldı. OMÜ eğitim Fakültesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzmanlarca yapılan araştırmalar ve testler sonucunda mutlu bir evliliğin bireylerin sağlıklı bir psikolojik yapıya sahip olmasında önemli rol oynadığı tespit edildi.<br />
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) eğitim Fakültesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü öğretim üyelerince evli çiftler üzerinde ”Evlilikte Uyum” konulu araştırma yapıldı.<br />
OMÜ eğitim Fakültesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Fikret Karahan ve Yrd. Doç. Dr. Mehmet Sardoğan’ın yürüttüğü araştırma kapsamında, samsun il merkezinde yaşayan evli çiftler üzerinde bazı testler uygulandı.<br />
Testte puanları yüksek olan çiftler araştırma dışında tutulduktan sonra diğerlerine göre daha düşük puan alan 24 kişilik grup oluşturuldu. Bu gruptan 6 çift deney, 6 çift ise kontrol grubu olarak belirlenerek 10 oturumluk çalışma yürütüldü.<br />
Yaşları 30 ile 45, evlilik süreleri 3 ile 16 yıl arasındaki söz konusu çiftlerin, genel evlilik uyumuyla birlikte aile bütçesi, duyguların ifadesi, arkadaşlıklar, cinsellik ve yaşam felsefesi gibi konularla anlaşma veya anlaşamama durumu, güven, çatışma çözme, boş zaman ve ev dışı etkinliklerde ilişki tarzları gibi konulardaki durumları değerlendirildi.<br />
Yrd. Doç. Dr. Fikret Karahan, araştırma sonucunda, evlilik yaşamının uyumlu sürebilmesinin evli bireylerin insan ilişkileri ve iletişim becerilerinin yeterli düzeyde oluşuyla doğrudan ilgili olduğunun ortaya konulduğunu söyledi.<br />
Uyumlu bir evliliğe bağlı olarak gelişen evlilik mutluluğu ve evlilik doyumunun insan yaşamında önemli rol oynadığını ve evli bireylerin psikolojik sağlığını yakından etkilediğini belirten Karahan, çalışmanın evlilikte uyum konusunda birçok bilgi verdiğini kaydetti.<br />
Evlilikte uyumun eşlerin mutlaka kendi şartları içinde birbirlerine karşı gerekli anlayışı göstermesiyle mümkün olabileceğini ifade eden Karahan, ”Evlilikte eşlerin kendi aralarındaki iletişim ile toplumsal ortamlarda başka insanlarla kurulan iletişimin aynı olması evlilikte yaşanan sorunları daha da içinden çıkılmaz duruma getiriyor” dedi.<br />
Bu tür uyumsuzluk sorunlarında eşlerin karşısındaki kişinin eşi olduğu gerçeğiyle daha olumlu davranış sergilemesi gerektiğini vurgulayan Karahan, çalışmanın sonuçlarıyla ilgili şu bilgileri verdi: ”Erkek eşlerin eleştiri karşısında öfkelenmeden dinleme, eleştiri konusunda ‘ben’ dili kullanarak duygularını paylaşma ve saldırganca olmayan tarzda empatik yüzleştirme yapma becerileriyle ilgili uygulamalarda kadın eşlere göre daha çok zorlandıkları ortaya çıktı.</p>
<p>Ayrıca isteklerini dile getirirken daha çok emir cümlecikleri kullandıkları saptandı. Kadın eşlerin ise duygu, düşünce ve isteklerini paylaşırken soyut veya genel ifadeler kullandığını, bu durumun iletişimde belirsizliğe yol açtığı ve erkek eşlerin de bu durumdan yakındığını gözlemledik.”<br />
Karahan, eşlerin birbirleriyle uyumunun ve davranışlarının farklılık gösterebildiğini ancak birbirlerine karşı daha hassas davranmalarının sorunları temelde çözdüğünü sözlerine ekledi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/uyumlu-evliligin-nimetleri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ailevi Akdeniz Ateşi</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/ailevi-akdeniz-atesi.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/ailevi-akdeniz-atesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2009 18:40:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=142</guid>
		<description><![CDATA[Ailevi Akdeniz Ateşi sıklıkla Türklerde, Araplarda, Yahudilerde ve Ermenilerde görülen bir hastalıktır. Ailevi Akdeniz Ateşi tekrarlayan ateş, karın ağrısı, göğüs ağrısı ve eklem ağrısı atakları yapan bir hastalıktır. Ataklar genellikle 24 – 48 saat sürer. Hastalarda ataklar dışında hiçbir belirti yoktur, yani normal insandan farksızdırlar. Ailevi Akdeniz Ateşinin adından da anlaşılabileceği gibi 3 temel özelliği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ailevi Akdeniz Ateşi sıklıkla Türklerde, Araplarda, Yahudilerde ve Ermenilerde görülen bir hastalıktır. Ailevi Akdeniz Ateşi tekrarlayan ateş, karın ağrısı, göğüs ağrısı ve eklem ağrısı atakları yapan bir hastalıktır.</p>
<p>Ataklar genellikle 24 – 48 saat sürer. Hastalarda ataklar dışında hiçbir belirti yoktur, yani normal insandan farksızdırlar.</p>
<p>Ailevi Akdeniz Ateşinin adından da anlaşılabileceği gibi 3 temel özelliği vardır;</p>
<p>1. Ailesel geçiş: Hastalığın ortaya çıkması için anne veya babanın taşıyıcı veya hasta olması gerekir.<br />
2. Sıklıkla Akdeniz Bölgesi ve civarında görülmesi (Karadeniz Bölgesi de dahil)<br />
3. Ateş atakları yapması: Ateş ataklarına karın ağrısı, eklem ağrısı veya göğüs ağrısı eşlik eder.</p>
<p>Karın ağrısı, akut apandisit ile karışabilir ve çok şiddetli olabilir. Bu hastaların bir kısmı akut apandisit tanısı ile ameliyat edilmişlerdir ancak karın ağrıları geçmemiştir.<br />
Hastalık uzun dönemde amiloidoz denen başka bir hastalığa yol açabilir. Amiloidozda vücutta değişik organlarda amiloid denilen madde birikir, bunun sonucu kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, ishal, bilinç kaybı, felç gibi sorunlar ortaya çıkar.</p>
<p><strong> Nedenleri, tanı ve tedavisi</strong><br />
Ailevi akdeniz ateşi kalıtsal bir hastalıktır. 1997 yılında hastalığa yol açan gen bulunmuştur. Bu gen, hastalığın tedavisinde mutlaka yeni ufuklara yol açacaktır.<br />
Kesin tanı genetik inceleme ile mümkündür ancak genetik inceleme pahalıdır ve henüz çok yaygın olarak kullanılmamaktadır. Hastanın ataklar esnasında ve atak dışı zamanlarda muayene edilmesi ve bazı laboratuvar incelemeleri ile tanı genetik inceleme olmadan da kolaylıkla konur. Tanı koyarken dikkat edilmesi gereken nokta ateş, karın ağrısına yol açan diğer hastalıkların ekarte edilmesidir.<br />
Günümüzde Ailevi Akdeniz Ateşinin bilinen tek tedavisi, doktor kontrolu altında kullanılması gereken Kolşisin isimli ilaçtır. Kolşisin; ateş, karın ağrısı vesaire ataklarının sıklığını ve şiddetini azaltır. Kolşisin amiloidoz gelişmesini de önleyebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/ailevi-akdeniz-atesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Emzirme konusunda bilinmesi gerekenler</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/emzirme-konusunda-bilinmesi-gerekenler.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/emzirme-konusunda-bilinmesi-gerekenler.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2009 18:40:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[anne sütü]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğin beslenmesi]]></category>
		<category><![CDATA[bebeğin gazını çıkarmak]]></category>
		<category><![CDATA[bebek sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[emzirme]]></category>
		<category><![CDATA[gaz sancıları]]></category>
		<category><![CDATA[hamilelik dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=146</guid>
		<description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF bebeklerin yaşamının ilk 4 ayında, mümkünse 6 ayında, su dahi almaksızın anne sütü ile beslenmesini önermektedir. Bebeğin tüm biyolojik gereksinimleri için en iyi ve eksiksiz besin anne sütüdür. Bebeğin sağlıklı gelişmesini, büyümesini ve hastalıklardan korunmasını sağlar. Emzirme bebeğinizle sizin aranızda sağladığı yakın temas nedeniyle özel bir bağ oluşmasına neden olur. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF bebeklerin yaşamının ilk 4 ayında, mümkünse 6 ayında, su dahi almaksızın anne sütü ile beslenmesini önermektedir. Bebeğin tüm biyolojik gereksinimleri için en iyi ve eksiksiz besin anne sütüdür. Bebeğin sağlıklı gelişmesini, büyümesini ve hastalıklardan korunmasını sağlar.</p>
<p>Emzirme bebeğinizle sizin aranızda sağladığı yakın temas nedeniyle özel bir bağ oluşmasına neden olur. Bebeğiniz doğduktan sonra ilk yarım saat içinde sütünüzün gelmesini beklemeden ve kesinlikle şekerli su vermeden mutlaka emzirmelisiniz. İlk 48 saat içinde sık emzirmek sütün yeterliliği açısından önem taşır. Çünkü sık emmeye bağlı olarak süt salgısında artış olacaktır. Bu nedenle sütünüz henüz gelmemiş bile olsa sık emzirmeye devam ediniz.</p>
<p>Kolostrum adı verilen ilk süt protein bakımından oldukça zengindir ve içinde bebeği bulaşıcı hastalıklardan koruyacak bol miktarda antikor taşımaktadır. Kıvamı koyu ve sarımsı bir rengi olan kolostrum sonraki birkaç gün içinde normal anne sütüne dönüşecektir.</p>
<p>Kolostrum sıvısı hamileliğinizin yedinci ayından sonra sağılabilir. Bu aylarda duş altında memenin ayla kısmına (meme başı etrafında bulunan koyu renkli kısım)baş ve işaret parmaklarıyla yapılacak kısa masajlar süt kanallarının açılmasına yardımcı olabilir.</p>
<p>Bebeğinizi emzirmeden önce ellerinizi yıkayın. Yeni kaynatılmış ılık suya batırdığınız pamukla meme başlarınızı silin. Bebeğinizi mümkün olduğu kadar dik bir pozisyonda kucağınıza alın. Meme başınızı bebeğin yanağına değdirerek onun içgüdüsel olarak memenize yönelmesini sağlayın.</p>
<p>Bebeğinizin meme başını çevresindeki koyu renkli kısımla (ayla) birlikte ağzına almasını sağlayın. Böylece bebek bu kısma dudaklarıyla bastırdıkça meme başından süt gelir. Sadece meme ucunu emerse yeterli süt alamayacaktır.</p>
<p>Gaz sancılarını engellemek için hava yutmasını en aza indirmek gerekir.</p>
<p>Bunun için emzirirken bebeğinizi mümkün olduğu kadar yere dik tutmaya çalışın. Gazını çıkarmak için başını omzunuza dayayıp yine dik bir pozisyonda sırtına hafif hafif vurmanız yeterli olacaktır. Bebeğiniz yuttuğu hava ile birlikte bir kısım sütü geri çıkartabilir. Bu nedenle omzunuza önceden temiz bir peçete ya da mendil koymalısınız. Bu işlem 15-20 dakika sürmelidir.</p>
<p>Anne sütü ile beslenen sağlıklı bir bebeğe ilk üç ayda ayrıca su vermeye gerek yoktur. Ancak kemik ve diş gelişimi için beslenmeye D vitamini eklenmelidir.<br />
Bebeğinizi yan yatırmaya özen gösterin. Bu bebeğinizin çıkaracağı süt veya tükürük salgısının nefes borusuna kaçmasını engelleyecektir.</p>
<p>Bebeğinizi her ağlayışında ve istediğinde emzirmelisiniz. Bu bebeğinizin hem beslenmesini hem de psikolojik olarak doyuma ulaşmasını sağlayacaktır.</p>
<p>Süt üretiminin uyarılabilmesi için özellikle başlangıçta bebeğinizin her öğünde her iki memeden de emmesi gerekir. Bir sonraki emzirme öğününde son emzirmede bıraktığınız meme ile başlayın. İlk günlerde emzirme süresi her göğüs için 3-5 dakika olabilir. Bebeğin emme gücünün artmasıyla birlikte bu süre 10-15 dakikaya uzayacaktır.15 dakika bir göğüs, 15 dakika diğer göğüs şeklinde 30 dakikalık bir emzirme yeterli beslenmeyi sağlar.</p>
<p>Bebeğiniz emzirme sırasında genellikle uyuya kalır. Göğüs değiştirme sırasında hafif uyarılarla uyandırılarak diğer göğsü de emmesi sağlanabilir.</p>
<p>Göğüs temizliği ve bakımı için kaynatılmış ılık suyla ıslatılmış pamukla silmek yeterli olacaktır. Emzirmeden sonra meme başlarınızı dikkatle kurulayın ve sutyeninizin içine temiz bir bez ya da göğüs pedi koyarak kuru kalmalarını sağlayın. Sızan sütle nemlenir nemlenmez bezi değiştirin.</p>
<p>Emzirmenin sonunda göğüs ucu sıkılarak çıkan sütün meme başı veya etrafına sürülerek bırakılması göğsün yumuşak kalmasına yardımcı olur.</p>
<p>Hamilelik döneminde olduğu gibi emzirme döneminde de doktorunuza danışmadan ilaç kullanmamaya özen gösterin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/emzirme-konusunda-bilinmesi-gerekenler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aile planlaması</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/aile-planlamasi.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/aile-planlamasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2009 18:40:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=148</guid>
		<description><![CDATA[Toplumların eğitim düzeyi yükseldikçe, doğurma oranı azalmaktadır. Bu, doğum kontrolu ve kürtaj uygulamalarının bir sonucudur. Günümüzde, kadınlar eskisine göre ilk adetlerini daha erken yaşta görmekte ve cinsel ilişkiye daha erken başlamaktadır. Doğum oranı azaldığı için, (kesin bir korunma yöntemi olmamakla birlikte) emzirme doğum kontroluyla ilgili önemli bir etki de göstermemektedir. Bu nedenle, herhangi bir doğum [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Toplumların eğitim düzeyi yükseldikçe, doğurma oranı azalmaktadır. Bu, doğum kontrolu ve kürtaj uygulamalarının bir sonucudur. Günümüzde, kadınlar eskisine göre ilk adetlerini daha erken yaşta görmekte ve cinsel ilişkiye daha erken başlamaktadır. Doğum oranı azaldığı için, (kesin bir korunma yöntemi olmamakla birlikte) emzirme doğum kontroluyla ilgili önemli bir etki de göstermemektedir.<br />
Bu nedenle, herhangi bir doğum kontrol yöntemi kullanılmadığı takdirde, çocuk sayısını sınırlandırmak bugün daha da zordur. Yaygın olarak kullanılan doğum kontrol yöntemlerini şu şekilde sıralayabiliriz:<br />
1. Doğum kontrol hapları<br />
2. Uzun etkili doğum kontrol yöntemleri (enjeksiyon,implant vs)<br />
3. Spiral<br />
4. Bariyer yöntemleri (diafram, spermisid, prezervatif vs)<br />
5. Doğal yöntemler (takvim ve çekilme yöntemleri)<br />
6. Cerrahi sterilizasyon (kısırlaştırma)<br />
Ülkemizde bunlardan hangisinin ne oranda kullanıldığı hakkında yeterince bilgi sahibi değiliz. Ancak gelişmiş ülkelerde, en çok kullanılan yöntem doğum kontrol haplarıdır; özellikle cinsel yolla bulaşan hastalıklar nedeniyle, son yıllarda prezervatif kullanımı da artmıştır. Daha çok kadınlarda olmak üzere, her iki cins için de cerrahi kısırlaştırma yöntemi kullanımında dikkat çekici bir artış gözlenmektedir.<br />
Aile planlaması yöntemlerini şu şekilde de sınıflandırabiliriz:<br />
1. Dönüşümsüz yöntemler: Sonradan hiç çocuk istemeyen çiftler için cerrahi kısırlaştırma yöntemi idealdir. Bunun tekrardan düzeltilmesi mümkündür ama, düşük bir olasılıktır. Yan etkilerinin çok az olması ve nispeten basit bir yöntem olması nedeni ile tercih edilir. Erkek kısırlaştırması, lokal anestezialtında 10-15 dakika süren bir işlemdir.</p>
<p>Kadın kısırlaştırma işlemi ise, genelanestezi altında laparoskopik yöntemle 15 dakikada yapılan ve hastanın aynı gün evine gönderildiği, basit bir cerrahi girişimdir. Açık ameliyat (minilaparoto-mi) ile yapılırsa hasta birkaç gün hastanede kalabilir. Başarısızlık oranları, erkek sterilizasyonunda % 0.1-0.15, kadın sterilizasyonunda ise % 0.2 civarın-dadır.</p>
<p>Yapılan çalışmalar, cerrahi yöntemlerle kısırlaştırılan kadınlarda yu-murtalık kanseri görülme sıklığının azaldığını ortaya koymuştur. Kısırlaştırma işleminin, cinsellik üzerinde olumsuz bir etkiye sahip olmadığı gösterilmiş-tir. Adet kanamaları üzerindeki etki ise, kesin değildir. Çoğu yayında adet kanamalarında değişiklik olmadığı bildirilmektedir ama, bazan kanamada artış görülmektedir.<br />
2. Dönüşümlü yöntemler: Daha sonra çocuk isteyen çiftlerde uygulanır. Hastanıntercihine, kullanıma engel oluşturan bir hastalığının olup olmamasına ve entellektüel durumuna göre farklı yöntemler seçilebilir.</p>
<p>Başarısızlık oranları, bazı yöntemler için hastanın uygulamadaki başarısına göre değişir. Takvim yöntemi % 9-25, çekilme yöntemi % 4-19, kombine doğum kontrol hapları % 0.1-3, yalnızca progesteron içeren haplar % 0.5-3, spiral % 0.1-2, cilt altı implantları % 0.05, depo enjeksiyonlar % 0.3, spermisidler % 6-26, servikal kep %9-40, diafram+sper-misidler % 6-20 ve prezervatif % 3-14 başarısızlık riski taşır.</p>
<p>Doğum kontrolunun yetersiz uygulanması, kürtaj oranlarında artışa yol açar.Bu, hem halk sağlığı hem de ekonomik açıdan çok daha fazla maliyet getirir.Ayrıca, giderek yaygınlaşan cinsel yolla bulaşan hastalıklar da gözönüne alınarak hastaların bilinçlendirilmesi ve özellikle birden fazla partneri olan kişiler için prezervatif kullanımının özendirilmesi gerekir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/aile-planlamasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kısırlık ve tüp bebek</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/kisirlik-ve-tup-bebek.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/kisirlik-ve-tup-bebek.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2009 18:40:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[asisted hatching]]></category>
		<category><![CDATA[boşalma]]></category>
		<category><![CDATA[egg collection]]></category>
		<category><![CDATA[ejekülasyon]]></category>
		<category><![CDATA[embriyo dondurma]]></category>
		<category><![CDATA[embriyo freezing]]></category>
		<category><![CDATA[embriyo transferi]]></category>
		<category><![CDATA[erken boşalma]]></category>
		<category><![CDATA[infertilite]]></category>
		<category><![CDATA[inseminasyon]]></category>
		<category><![CDATA[kısırlık]]></category>
		<category><![CDATA[sperm tetkiki]]></category>
		<category><![CDATA[spermogram]]></category>
		<category><![CDATA[TESA]]></category>
		<category><![CDATA[TESE]]></category>
		<category><![CDATA[testiküler sperm aspirasyonu]]></category>
		<category><![CDATA[testiküler sperm ekstraksiyonu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=144</guid>
		<description><![CDATA[Evli çiftlerin, kadının düzenli adet görmesine ve düzenli cinsel ilişkiye girmelerine (haftada 2-3 kez) rağmen bir yıl içinde gebe kalamama durumlarında infertilite (kısırlık) söz konusudur. Fakat bu kavramı herkes için aynı tutmak mümkün değildir. Örneğin daha önce üreme organlarından (rahim, yumurtalık, tüpler gibi) rahatsızlanan veya ameliyat olan kadınlar ile ileri yaşta evlenmiş çiftler için ayrı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Evli çiftlerin, kadının düzenli adet görmesine ve düzenli cinsel ilişkiye girmelerine (haftada 2-3 kez) rağmen bir yıl içinde gebe kalamama durumlarında infertilite (kısırlık) söz konusudur. Fakat bu kavramı herkes için aynı tutmak mümkün değildir. Örneğin daha önce üreme organlarından (rahim, yumurtalık, tüpler gibi) rahatsızlanan veya ameliyat olan kadınlar ile ileri yaşta evlenmiş çiftler için ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.</p>
<p><strong>nfertilite’nin (kısırlık) sebepleri nelerdir?</strong><br />
Sebepleri erkek, kadın ve bilinmeyen diye üçe ayırabiliriz.<br />
Erkeğe bağlı sebepler<br />
- Sperm sayısının, hareketinin, normal oranının bir veya birkaçının düşük olması<br />
- Azospermi (semende hiç sperm bulunmaması)<br />
- Ejekülasyon (boşalma) problemleri<br />
- İnfeksiyon<br />
- Küçük yaşta geçirilmiş ateşli hastalıklar<br />
- Genetik problemler<br />
- Varikosel<br />
Kadına bağlı sebepler<br />
- Tüplerin tıkalı olması<br />
- Yumurtlama problemleri (Hormonal, operasyona bağlı gibi.)<br />
- Rahimin iç yapısı ile ilgili problemler<br />
- Rahimin ağzı ile ilgili problemler<br />
- Endometriosis<br />
- Karın içini kaplayan zara (Periton) ait problemler<br />
- Kadının yaşı</p>
<p><strong> Bilinmeyen sebepler</strong><br />
Gebe kalamama nedeniyle doktora başvuran çiftlerin % 10 – 15 ‘inde yapılan tetkikler sonucunda hiçbir sebep bulunamamıştır.<br />
Teşhis yöntemleri nelerdir?<br />
Spermin tetkik edilmesi (Spermogram):<br />
Spermin iyi bir merkezde değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır. Yanlış değerlendirilmiş sperm nedeniyle vakit kaybeden çiftlerin sayısı maalesef az değildir.</p>
<p>Mümkünse bir tüp bebek merkezinde bu işlemin yapılması uygundur. Son ilişkiden 3 veya 5 gün sonra doğru bir şekilde (Sabun kullanılmaması gibi.) verilen sperm idealdir. Bazı durumlarda bir iki hafta ara ile tekrarlanması gerekir. İyi değerlendirilmiş bir sperm tedavinin yönlendirilmesini sağlar.Gerekli görülürse hormon ve kültür testleri istenir.<br />
Hiç sperm görülemediği durumlarda hastaya ileri tetkikler yapılır.Bunların sonucunda sperm üretiminin var olduğunun tespiti amacıyla testis biopsisi yapılabilir.Spermin dışarı gelmesini sağlayan kanallarla ilgili problemlerde ise spermin toplandığı yerden yapılan aspirasyon ile sperm elde edilebilir.<br />
<strong> Genetik inceleme:</strong><br />
Bazı durumlarda erkekte genetik tahlil yapılması gerekir.<br />
Rahim kanallarını ve rahimin içini gösteren röntgen filmi</p>
<p><strong>(Histerosalpingografi):</strong></p>
<p>Halk arasında ilaçlı rahim filmi olarak bilinen bu yöntem en sık kullandığımız yöntemdir.Tüplerin açık veya kapalı , rahimin içinde bir düzensizliğin var olup olmadığının belirlenmesi ,rahmin şekil bozukluklarını anlamak amacıyla kullanılan bir yöntemdir.<br />
Laparoskopi (Karın içinin ışıklı bir boru sayesinde incelenmesi):<br />
Bu yöntem karın içinin durumu , tüplerin açık olup olmadığı , yumurtalık ve tüp komşuluğunun durumunun tespit edilmesi ve yapışıklıklar , endometriosis gibi durumlarda ise aynı seansta tedavi yapma amacıyla kullanılır.</p>
<p>Histereskopi (Rahim içinin ışıklı bir boru sayesinde incelenmesi):<br />
Rahim ağzından rahim boşluğuna sokulan bir ışıklı boru ile rahim içi incelenir.Rahim içindeki şekil bozuklukları , yapışıklıklar , polip ve myom gibi oluşumlar teşhis ve tedavi edilebilirler.</p>
<p><strong> Hormonal tetkikler:</strong><br />
Adetin 2. veya 3. günü yapılan bazı hormon tetkikleri teşhis ve tedavinin yönlendirilmesi ve düzenlenmesi için gereklidir.Tiroid bezinin çalışması incelenebilir.Göğüsten süt gelmesine sebep olan prolaktin hormonu düzeyi belirlenebilir. Bazı durumlarda daha başka hormonal testlere ihtiyaç duyulabilir.</p>
<p><strong> Kültür antibiyogram:</strong><br />
İnfeksiyon durumlarında tedavisi gereklidir.</p>
<p><strong> Ultrasonografik inceleme:</strong><br />
Kadına yapılacak ultrasonografi ile yumurtalıklarının durumunu saptamak , rahim içi tabakasını değerlendirmek mümkündür.<br />
Tüm teşhis yöntemlerinin sonuçlarının ışığında çift için en uygun tedavi aşamaları ve bunların nasıl gerçekleştireleceği saptanır.</p>
<p><strong> Tedavi yöntemleri nelerdir?</strong><br />
Teşhis sonucunda bazen bir tek tedavi bazen de birkaç tedavinin aşamalarla uygulanması söz konusu olabilir.Yardımla Üreme Tedavi yöntemlerini şöyle sıralayabiliriz;</p>
<p>Aşılama IVF- ICSI (Tüp Bebek)<br />
Aşılama (Inseminasyon = Rahim içine kocanın sperminin verilmesi) nedir?<br />
Kadında yumurtlamanın takibi, yumurtlamanın sağlanması ve yumurtlama gününde kocasından alınan spermin özel bir yöntemle yıkanıp iyi hareket eden spermlerin bir kanülle rahiminin içine verilmesidir. Bu yöntemin uygulanabilmesi için spermin bu işleme yeterli sayı ve hareketlilikte olması, tüplerin açık olması ve yumurtlamanın var olması gerekir. Sperm rahim içine verilerek rahim ağzı engelini aşması sağlanır. Spermin yumurtayı bulup döllemesi ve oluşan embriyo (Çocuğu meydana getirecek hücre)’nun rahim içine yuvalanması doğal yollarla gerçekleşir. Bu yöntemle gebelik oranı % 10-15 civarındadır. Çiftlerin durumuna göre belirlenecek aşılama sayısında gebelik elde edilememişse ileri tedavilere geçilmelidir.<br />
<strong> IVF (Tüp Bebek) nedir?</strong></p>
<p>Kelime anlamı döllenmenin vücut dışında (İn Vitro Fertilizasyon) gerçekleştirilmesidir. Bu yöntemde yumurtanın yanına belli sayıda sperm konur ve yumurtanın içine kendi kendine girerek döllenmeyi gerçekleştirmesi beklenir.IVF uygulanabilmesi için yeterli kalitede sperm ve yumurta bulunmalıdır . Aksi taktirde ICSI uygulanmasına karar verilmelidir. Son zamanlarda daha yüksek döllenme elde etmek amacıyla tüm vakalara ICSI uygulaması yapılmaktadır.Bizim tercihimiz IVF ‘ e karar verilen çiftlerde yumurta sayısı yeterli ise yarı yarıya IVF, ICSI uygulamaktır.</p>
<p><strong> ICSI (Mikroinjeksiyon) nedir?</strong><br />
Spermin yumurtanın içine girip, döllenmeyi gerçekleştiremeyeceğine karar verilen durumlarda uygulanır. Yumurta toplandıktan bir süre sonra dışındaki hücrelerden temizlenir. Hazırlanan spermden bu işlem için özel olarak tasarlanmış mikropipetler yardımı ile seçilen tek bir sperm yumurtanın içine enjekte edilir. Sperm yapımının var olduğu fakat dışarıya gelmediği durumlarda ICSI için kullanılacak olan spermin elde ediliş yerine göre işleme TESA veya TESE adı verilir.</p>
<p><strong> TESA (Testiküler Sperm Aspirasyonu) Nedir?</strong><br />
Spermleri testislerden dışarıya getiren kanalların tıkalı veya doğuştan olmaması halinde sperm elde etmek için kullanılan yöntemdir. Epididim denilen spermin toplandığı yerden iğne biyopsisi şeklinde elde edilir.</p>
<p><strong> TESE (Testiküler Sperm Ekstraksiyonu) nedir?</strong><br />
Açık biyopsi ile alınan testis dokularının içerisinde sperm aranmasıdır.</p>
<p><strong> Tedavide kullanılan ilaçlar nelerdir?</strong><br />
Tedavinin çeşitli aşamaları olup bu dönemlerde farklı ilaçlar kullanılmaktadır.<br />
Baskılama tedavisinde kullanılanlar:<br />
Lucrin, Suprefact, Suprecur, Decapeptyl.<br />
Yan etkileri: Tüm tedavi boyunca kesilmeden kullanılır. Sıcak basması,terleme,sıkıntı hissi gibi etkileri görülebilir.Bunların hepsi geçicidir.<br />
Stimülasyon Tedavisinde kullanılanlar:<br />
Sadece FSH içerenler: Metrodin, Follegon, Gonal F, Puregon.<br />
FSH ve LH içerenler: Pergonal, Humegon, Menogon.<br />
Yan etkileri: Tek tek veya kombine olarak kullanılabilir. Başağrısı , memelerde hassasiyet yorgunluk yapabilir. Bunların hepsi geçici olup uzak dönemde de kanser yapıcı etkileri yoktur.<br />
Yumurtanın olgunlaşması için gereken ilaçlar: Profasi 5000, Pregnyl 5000, Choragon 5000.</p>
<p><strong> Yan Etkileri: Yan etkisi yoktur</strong><br />
Yumurta Toplama Aşamasından sonra kullanılan ilaçlar: Progestan capsül.<br />
Yan etkileri: Kullanımına yumurta toplama işleminde başlanır ve gebelik testine kadar devam eder. Gebelik oluşursa ilk üç ay zarfında kullanılır. Memelerde hassasiyet yapar.<br />
İlaçları kullanırken bunların dışında farklı bir durumla karşılaştığınızda lütfen sormaktan çekinmeyiniz. İlaçların son kullanma tarihini kontrol ediniz.</p>
<p><strong> Tedaviye nasıl başlanır?</strong><br />
IVF veya ICSI programına girecek çiftlerin hazırlıkları yapıldıktan sonra çok sayıda yumurta elde etmek için özel tedaviler uygulanır. Tedavi devam ederken röntgen ışınlarından uzak durmak ve asla sigara içmemek gerekmektir.Çiftlerin değerlendirilmesi esnasında bu tedavinin hangi protokol ile yapılacağı belirlenir.</p>
<p>Genellikle tercih edilen uzun protokol adı verilen ve bir adetin 21. günü başlayan tedavi yöntemidir. Adetin 21. günü yapılan ultrasonografi sonrası herhangi bir problem yoksa baskılayıcı tedaviye (Down Regülasyon) başlanır. Kısa protokol adını verdiğimiz diğer bir yöntem ise adetle beraber baskılayıcı ve çok sayıda yumurta üretici tedavinin birlikte başlatılmasıdır.</p>
<p>Baskılayıcı ilaçların etkisi ile hipofizden FSH ve LH hormonlarının salgılanması durdurulur. Bu sayede vücudun tek yumurta üretmesi engellenir. Bu etkinin tüm tedavi süresince devam edebilmesi için ilacın düzenli ve ara vermeden kullanılması gerekir.Yaklaşık 12- 14 gün sonunda adet başlayınca ilacın yeterli etkiyi yapıp yapmadığının belirlenmesi amacıyla ultrasonografi ve kanda E 2 hormonu tayini yapılır.</p>
<p>Ultrasonografide yumurtalıklarda herhangi bir kistin olup olmadığı, rahim içi tabakası kalınlığı tespit edilir.Ultrason kontrolünde ve E 2 ölçümünde bir problem yoksa çok sayıda yumurta meydana getirecek tedaviye (Stimülasyon) başlanır. Bu tedavi için uygulanacak ilacın seçimi, dozu hastanın yaşına, varsa daha önceki tedavide ürettiği yumurta sayısına, yumurtalıkların ultrason bulgularına göre ayarlanır. Kalçadan günlük dozlar halinde yapılan iğnelerle beraber baskılayıcı tedavide devam edilir. Bu tedaviye başlandıktan sonraki 4. veya 5. gün ultrasonografi kontrolüne çağırılır.</p>
<p>Bu ultrasonografi kontrolünde yumurta gelişimi yeterli ise doz aynı kalır, yetersiz ise doz artırılır,fazla ise doz azalır. Daha sonraki kontroller günaşırı veya hergün olmak üzere devam eder. Yumurtalar belli büyüklüğe ulaşıncaya kadar iğnelere devam edilir. İğnelerin yanlış uygulanması veya eksik alınması halinde beklenilen cevap alınamayacak ve tedavi iptal edilebilecektir. Yumurtalar belli büyüklüğe ulaşınca yumurta olgunlaştırıcı iğne yapılır.</p>
<p>Bu ilacın saati çok önemli olup yumurta toplama işlemi bu iğneden yaklaşık 35,5 saat sonra yapılır.İğnenin yanlış saatte yapılması veya hiç yapılmaması yumurta toplama işlemini imkansız kılacağı için tedavinin en önemli aşamalarından biridir. Bu iğne ile birlikte diğer kullanılan iğnelerede son verilir. Ertesi gün istirahatle geçirilir.Eşinizin cinsel ilişkisiz olacağı süre daha önceden size bildirilecektir.Bir sonraki gün ise yumurta toplama gerçekleşir.</p>
<p><strong> Tedavinin iptal nedenleri nelerdir?<br />
</strong> Belirlenen ilaç dozuna rağmen beklenen yumurta gelişiminin yeterli olmadığı durumlarda tedavi iptal edilir. Beklenen yumurta gelişimi herkese göre değişik olacaktır. Yapılacak toplantıda sonraki tedavinin nasıl olacağı kararlaştırılır. Tedavi protokolü veya ilaç dozu değiştirilir. Gereğinden fazla cevap alınmışsa (Hiperstimülasyon) bazen kişinin sağlığı için tedavi kesmek doğru olacaktır.</p>
<p><strong> Yumurta toplama işlemi (Egg Collection) nasıldır?</strong><br />
Yumurta toplama işlemi stand by adı verilen hafif anestezi altında yapılır.Hasta aç olarak hastaneye gelmelidir.Ultrason probunun ucuna yerleştirilen özel bir alet içinden geçirilen iğne, yumurtalıklardaki her bir folliküle (içinde yumurayı barındıran içi sıvı dolu boşluklar) batırılarak, içindeki sıvı tüplere alınır. Aynı anda embriyolog tarafından değerlendirileren bu sıvının içinde yumurta olup olmadığına bakılır.Tüm folliküller boşaltılarak yumurta toplama işlemi sona erdirilir.</p>
<p>Folliküllerin yaklaşık % 90′ ından yumurta elde edilir. Bazen ultrasonografi ile görülen follikül sayısı kadar yumurta çıkmayabilir. Bazıları boş, bazıları ise henüz olgunlaşmamış olabilir. Yumurta toplama işleminden sonra bir süre uyku hali görülebilir. İki saat sonra gıda alınabilir. Aynı gün eşinizden de sperm alınacaktır.</p>
<p>Bir problem olmadığı taktirde bugünden itibaren kullanacağınız ilaçlarınız size söylenecek ve evinize taburcu edileceksiniz. Eve gittiğinizde karın ağrısı hissedebilirsiniz.Alabileceğiniz ağrı kesici size söylenecektir. Hafif bir vajinal kanama olabilir ve bir iki gün devam edebilir.</p>
<p><strong> Embriyo oluşturma nasıl olur?</strong><br />
Yumurtalar toplandıktan sonra erkekten sperm alınır. Sperm ve yumurta laboratuarda hazırlanır. IVF ve ICSI için ayrı işlemler uygulanır. Bir gün sonra döllenmenin gerçekleşip gerçekleşmediği kontrol edilir. Yumurtaların döllenme oranı üzerinde,gebe kalamama sebebinin çok büyük etkisi vardır . Fakat yaklaşık yumurtaların % 80 ‘inde döllenme olur. Bir sonraki gün döllenmiş olan yumurtaların bölünmeleri izlenir. Vakaların durumuna göre 2. 3. veya 5. gün transfer yapılır.</p>
<p><strong> Asisted hatching nedir?</strong><br />
Yumurta zarının kalın olduğu veya ileri kadın yaşı vakalarında bazı embriyolarının zarının çeşitli yöntemler kullanarak inceltilmesi veya açılmasıdır. Bu işlem laser vasıtasıyla , kimyasal maddelerle veya mekanik olarak yapılabilir.</p>
<p><strong> Embriyo transferi nasıl gerçekleşir?<br />
</strong> Embriyo transferinin hangi gün ve saatte yapılacağı hastaya bildirilir.Embriyo transferi jinekolojik muayene gibi ağrısız bir işlemdir.Özel kateterlerle embriyolar rahim içine yerleştirilir. Transferden sonra yarım saat istirahat etmek yeterlidir.Bir sonraki gün normal yaşantınıza devam edebilirsiniz. Sadece ağır ve zorlayıcı hareketlerden sakınmanız uygun olur.<br />
Verilecek embriyo sayısına etki eden pek çok faktör vardır.Sayı belirlenirken sizinle detaylı olarak görüşülecektir.Embriyo sayısının fazla olması çoğul gebelik ihtimalini artırır.Çoğul gebeliklerde komplikasyon oranı tek gebeliklere göre daha fazladır.Üçüz ve daha fazla gebeliklerde redüksiyon uygulaması önerilir.</p>
<p><strong> Embriyo dondurma (embriyo freezing) işlemi nasıldır?</strong><br />
Bazı vakalarda yumurta sayısına da bağlı olarak çok sayıda embriyo gelişir. Transferden sonra elimizde yeterli kalite ve sayıda embriyo kalmış ise embriyo dondurma (Embriyo Freezing) işlemi yapılabilir. Bakanlığın izni dâhilinde 3 yıl saklanabilmektedir. Eşlerden birinin ölümü, boşanma veya eşlerin berberce isteği doğrultusunda imha edilirler.<br />
Dondurulan embriyolar sayesinde çiftler, gebelik olmamışsa veya ikinci bir gebelik isteğinde embriyoları çözülerek tüp bebek girişimi kadar pahalı olmayan bir yöntemle bir gebe kalma şansı daha elde edebilmektedir. Gebe kalma oranı dondurulmuş embriyo transferinde daha düşüktür.</p>
<p><strong> Gebelik olursa</strong><br />
Gebeliğin tespiti için kanda gebelik testi adı verdiğimiz beta hCG ölçümü 12 gün sonra yapılır. Testin pozitif olması gebeliğin var olduğunu gösterir. Gebelik, erken dönemde testten iki hafta sonra ultrasonografik olarak rahim içinde bir kese halinde görülür. Görülmediği takdirde gebelikte bir sorun olabileceği gibi az bir ihtimalde olsa tüpleri açık olan kadınlarda dış gebelik düşünülmelidir. Gebelik keselerinin sayısına göre çoğul olup olmadığı saptanır. Daha sonraki kontrolde kalp atımı görülür.<br />
Gebeliğin ilk üç ayında progesteron takviyesi için kullanılan ilaca devam edilecektir. Düşük yapma oranı doğal yollarla gebe kalan kadınlardan daha farklı olmayıp % 20 civarındadır. Gebelik takibi esnasında genetik danışmanlık önerilir.</p>
<p><strong> Gebelik olmazsa</strong><br />
Bu asla dünyanın sonu değildir. Büyük bir hayal kırıklığı olması doğaldır. Gebelik oluşmadığında bir sonraki tedavinin nasıl ve ne zaman olacağı söylenecektir.Önemli olan sizin için yapılacak tedavilerin tükenmemiş olmasıdır. 2 – 3 ay ara verildikten sonra yeni bir deneme yapılabilir.</p>
<p><strong> Psikolojik destek</strong><br />
Çocuk sahibi olamama çiftlerde hem ailevi hem çevresel baskılara neden olur. Tüp bebek tedavisi esnasında bu psikolojik sorunlar daha da su yüzüne çıkabilir. Psikolojik yardım almaktan çekinmemelisiniz. Eşlerin birbirine desteği de sorunların daha çabuk ve kolay aşılmasını sağlar. Çocuk olmaması asla bir kusur veya eksiklik değildir.Dünyada tek olmadığınız gibi ne ilk ne de son olacaksınız.</p>
<p><strong> Yanlışlar ve doğruları</strong><br />
Tedaviye giren her kadında gebelik olmaz. Her çiftin gebe kalma oranı kadının yaşına, spermin durumuna, oluşan embriyo kalitesine göre farklıdır.<br />
Tedavide kullanılan ilaçlar sonra kansere sebep olmaz. Tüp bebek uygulamalarının başladığı tarihten bugüne kadar yapılan tüm araştırmalarda ilaçların kanser oranını artırmadığı tespit edilmiştir.<br />
İstenilen cinsiyette çocuk yaptıramazsınız. Tıbbi olarak mümkün olmakla beraber etik ve yasal olarak tıbbi bir gereklilik olmadığı sürece tüm dünyada yasaktır.</p>
<p>Tüp bebekle olan çocukların anormal oranı yüksek değildir. Normal yolla olan bebeklerdeki anormal oranı ile aynıdır.<br />
Düşük yapma oranı fazla değildir. Düşük yapma oranı normal yolla oluşmuş gebeliklerle aynıdır. Fakat ağır erkek faktörü olan çiftlerde ve kadın yaşının ileri olduğu durumlarda bu oran artmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/kisirlik-ve-tup-bebek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda idrar yolu enfeksiyonları</title>
		<link>http://www.kankalarim.net/cocuklarda-idrar-yolu-enfeksiyonlari.html</link>
		<comments>http://www.kankalarim.net/cocuklarda-idrar-yolu-enfeksiyonlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Jul 2009 18:40:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Aile Sağlığı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.burdangecer.com/?p=140</guid>
		<description><![CDATA[İdrar yolu enfeksiyonları çocukluk çağında en sık görülen bakteriyel enfeksiyonlardan biridir. İdrar yolu enfeksiyonlarının yaklaşık yarısı akut pyelonefrit şeklinde böbrekte oluşur. Akut pyelonefrit geçiren böbrekte kalıcı hasar oluşma riski vardır ve bu durum daha sonraki dönemlerde böbrek fonksiyonlarında bozulma ve hipertansiyona yol açabilir. Hastaların çoğunda erken tedavi yapılarak ve obstrüksiyon veya vezikoüreteral reflü gibi kolaylaştırıcı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İdrar yolu enfeksiyonları çocukluk çağında en sık görülen bakteriyel enfeksiyonlardan biridir. İdrar yolu enfeksiyonlarının yaklaşık yarısı akut pyelonefrit şeklinde böbrekte oluşur. Akut pyelonefrit geçiren böbrekte kalıcı hasar oluşma riski vardır ve bu durum daha sonraki dönemlerde böbrek fonksiyonlarında bozulma ve hipertansiyona yol açabilir.</p>
<p>Hastaların çoğunda erken tedavi yapılarak ve obstrüksiyon veya vezikoüreteral reflü gibi kolaylaştırıcı faktörlerin araştırılması ile renal hasar önlenebilir veya azaltılabilir.</p>
<p>Üst üriner sistem enfeksiyonu (Üst idrar yolu enfeksiyonu): Üreter (üreterit), renal pelvis (pyelit), veya renal pelvis + renal parenkimde oluşan (pyelonefrit) enfeksiyonları ifade eder.</p>
<p>Alt üriner sistem enfeksiyonu (Alt idrar yolu enfeksiyonu): Üretra (üretrit) ve mesane (sistit) enfeksiyonlarını ifade eder.</p>
<p>Primer (unkomplike) idrar yolu enfeksiyonu: Beraberinde taş, anatomik anomali, yabancı cisim gibi idrar yolu enfeksiyonu oluşumunu kolaylaştırıcı bir faktörün olmadığı enfeksiyonları tanımlar.</p>
<p>Sekonder (komplike) idrar yolu enfeksiyonu: Beraberinde taş, anatomik anomali, mesane disfonksiyonu, yabancı cisim gibi idrar yolu enfeksiyonu oluşumunu kolaylaştırıcı bir faktörün eşlik ettiği enfeksiyonları tanımlar.</p>
<p>Asemptomatik bakteriüri: İdrar yolu enfeksiyonunun klinik belirtileri olmadan idrar kültüründe üreme olan durumları ifade eder.</p>
<p>İdrar yolları sürekli olarak barsak florası ile istila tehdidi altındadır ama lokal savunma mekanizmaları etkin bir korunma sağlar. Bununla birlikte bir çok konak faktörü idrar yolu enfeksiyonunu kolaylaştırabilir ve bakteriler idrar yollarında, daha önemlisi böbrekte, enfeksiyon oluşumunu kolaylaştırıcı özelliklere sahip olabilirler. Bakterilerin bu özellikleri kalıcı hasar riski için de önemlidir. Bakterilerin büyük bir kısmı asendan yolla alt kısımdan idrar yollarına gelirler. Üretra yoluyla mesaneye ulaşan bakteri (Bu dönemde üretrit, sistit, sistoüretrit ve asemptomatik bakteriüri şeklinde klinik bulgu verebilir) daha sonra bir veya iki üreter yoluyla böbreklere gelir ve pyelonefrit yapar. Vezikouretrel reflü varlığı ve periüretral floranın bozulması idrar yolu enfeksiyonu riskini arttırır. Yine sünnetsiz erkek çocuklarında prepisiumun altına bakteriyel kolonizasyon sonrasında semptomatik idrar yolu enfeksiyonu oluşabilir. Erken dönemde yapılan sünnet idrar yolu enfeksiyonu gelişimini önleyebilir.</p>
<p><strong> İdrar yolu enfeksiyonunu kolaylaştıran faktörler</strong><br />
İdrar yolu enfeksiyonu geçiren çocukların çoğunda kolaylaştırıcı, enfeksiyon riskini artıran bir faktör yoktur. Bununla birlikte kalıcı renal parenkim hasarını önlemek için araştırmalar ve izlem bu faktörlerin tespiti üzerine yoğunlaşmalıdır. Göz önünde tutulması gereken ilk faktör işeme sonrası idrar torbasında artık (residual) idrar kalmasıdır. Bu durum tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan çocuklarda yaygındır ve genellikle mesane disfonksiyonunu gösterir. Mesanenin yetersiz boşalması sfinkter ile detrüsor aktivitesi arasındaki uyumsuzluktan kaynaklanabilir. Kabızlık da mesane fonksiyonunu etkileyebilir ve artık idrar kalmasına sebep olabilir. Eğer bir çocukta enkopresis varsa perineal bölgede fekal bakteri sayısında artış olacak ve idrar yolu enfeksiyonu riski artacaktır. İnfravezikal obstrüksiyon, mesane divertikülü ve taş da enfeksiyon oluşumunu kolaylaştırıcı faktörlerdir. Çocuklar bu işlemler sırasında antibiyotik almış olsalar bile kateterizasyon veya sistoskopi sonrasında idrar yolu enfeksiyonu görülebilir. Nadiren tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan çocuklarda idrar yolları ile gastrointestinal sistem arasında fistül oluşumu tespit edilebilir.</p>
<p><strong> Kalıcı renal hasar için risk faktörleri</strong><br />
Renal parenkim enfeksiyonları kalıcı renal hasarla sonuçlanabilir. Obstruksiyon ve dilate vezikoüreteral reflü varlığı, tedavide gecikme ve tekrarlayan pyelonefrit atakları kalıcı hasar riskini arttırır. Küçük çocuklar kalıcı renal hasar için daha yüksek riske sahiptirler. Ürolojik bir anormallik olsun veya olmasın süt çocukluğu ve erken çocukluk çağında renal parenkim daha kolay zedelenebilir bir yapıya sahiptir. Yeni pyelonefrit atakları geçirseler bile büyük çocuklarda yeni böbrek hasarı oluşumuna sıklıkla rastlanmaz.</p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonu olan küçük bir çocukta pyelonefrite bağlı renal hasarın en önemli sebebi tanıda gecikmedir. Tam, doğru bir tanı konulmaksızın ateşli bir çocuğun tedavi edilmesi ideal yaklaşım olmayacaktır. Bakterinin virülans özellikleri de idrar yolu enfeksiyonu oluşumunda önemlidir. Az virulan olan bakterilerin çok virülan bakterilere göre daha fazla hasar oluşturma riskine sahip olduğu görülmektedir.</p>
<p><strong> Malformasyonlar<br />
</strong> İnfravezikal obstrüksiyon ciddi renal hasar riskini arttırır. Renal parenkim yeterince gelişmemiş, displastik olabilir ve renal parenkim pyelonefritik enfeksiyonlara daha hassas görünmektedir. Vezikoüreteral reflü üst idrar yolu enfeksiyonu riskini arttırır. Eğer vezikoüreteral reflü dilate ise (grade III-V) pyelonefritik hasar riski daha da artar.</p>
<p>Bakteriyel virülans faktörleri<br />
P fimbrialı Esherichia coli üriner kanal mukozasına daha iyi yapışır ve sıklıkla daha ciddi enfeksiyonlar yapar. Pyelonefritli hastalardan izole edilen E.coli türlerinin %80′den fazlası P fimbrialıdır. Buna karşın sistitli hastalardan izole edilenlerin ise sadece % 30′u P fimbrialıdır.</p>
<p><strong> Klinik özellikler</strong><br />
Pyelonefritli küçük çocuklarda (2 yaş altı) belirtiler genellikle nonspesifiktir. Çoğu çocukta genel bir kötülük hali ile birlikte sadece ateş vardır. Çocuk soluk olabilir, iştahsızlık, tekrarlayan kusmalar ve sulu gaita çıkarma olabilir.</p>
<p>Hayatın ilk haftasında doğum ağırlığının %10′undan fazlasının kaybedilmesi veya takip eden aylarda yeterli ağırlık artışının olmayışı idrar yolu enfeksiyonuna işaret edebilir. İdrar yolu enfeksiyonlu çocuklarda belirtiler nonspesifik olduğu için, vücudun başka bir yerinde ciddi enfeksiyon bulgusu olmayan ateşli bir çocukta idrar kültürü ile birlikte idrar analizi yapılması doğru tanı konulmasında oldukça önemlidir. Çocuklarda solunum sistemi enfeksiyonları çok sıktır ve kırmızı bir kulak zarı veya boğaz idrar analizi yapılmasının ihmal edilmesini gerektirmez. Septisemi ve bakteriyel menenjit bu tablo ile karışabilir ve bazen konjuge hiperbilirubinemi görülebilir.</p>
<p>Daha büyük çocuklarda (1.5-2 yaşından büyük) semptomlar idrar yolu enfeksiyonunu göstermeye daha yatkındır. İşeme sırasında ağrı (dizüri), sık işeme, gündüz veya gece idrar tutamama, karın ağrısı, mesane bölgesine veya böğür kısmına lokalize ağrı, yine palpasyonla mesane üstünde veya böbrek bölgesinde hassasiyet idrar yolu enfeksiyonunu düşündüren belirti ve bulgulardır.</p>
<p>Enfeksiyonun seviyesine göre belirti ve bulgular farklılık gösterir. Başka bir bölgede enfeksiyon bulgusu olmaksızın 38 °C’nin üzerinde ateş, C-reaktif protein düzeyinde yükselme, böbrek konsantrasyon yeteneğinde azalma pyelonefriti desteklerken, işeme belirtilerinin olması (ağrılı işeme, sık işeme, idrar tutamama) daha çok sistit lehine olup, sistittte ateş yoktur veya hafifçe artmıştır, C-reaktif protein normal veya hafifçe artmış, böbrek konsantrasyon yeteneği ise normaldir.</p>
<p>Asemptomatik bakteriüride belirti ya yoktur veya çok hafif olabilir. Asemptomatik bakteriüri çocuklarda seyrek bir durum değildir. Pozitif idrar kültürlerinin %1-2’si asemptomatik bakteriürili çocuklardır. Asemptomatik bakteriüri sebebi olan bakteri türlerinin zamanla virülans özelliklerini kaybettiği görülmüştür. Asemptomatik bakteriüri renal parenkim hasarına sebep olmaz. Bu durum vezikoüreteral reflülü hastalarda da gözlemlenmiştir ve asemptomatik bakteriürisi olan vezikoüreteral reflülü hastaların uzun dönem izleminde böbrekte bir bozulma görülmemiştir. Asemptomatik bakteriüri türlerinin daha virülan bakterilere karşı koruyucu olduğu görülmektedir.<br />
Laboratuar araştırmaları</p>
<p><strong> İdrar analizi</strong><br />
İdrar yolu enfeksiyonunun tanısında ilk basamak idrarın mikroskop ve dipstiklerle değerlendirilmesidir. Lökosit sayısında artış, beraberinde eritrosit sayısında artış ve hafif proteinüri idrar yolu enfeksiyonuna işaret eder. Eğer idrarda dipstikle nitrit pozitifliği varsa idrar yolu enfeksiyonu muhtemeldir. Bununla birlikte bazen prepisium altında kolonize olmuş bakterilerle idrarın kontamine olması da nitrit pozitifliğine sebep olabilir.</p>
<p>Pyelonefritli çocukların sadece %50’sinde nitrit pozitifliği vardır. Negatif nitrit testi idrar yolu enfeksiyonu olmadığı anlamına gelmez. Yine özellikle sabah ilk idrarında konsantrasyon kabiliyetinde azalmanın tespit edilmesi, yani düşük dansiteli idrar pyelonefrit lehine yorumlanabilir.<br />
Antibiyogramla beraber yapılmış olan bir idrar kültürü idrar yolu enfeksiyonunun tanı ve tedavisi için şarttır. Kültür örneği alırken muhtemel bir kontaminasyondan sakınmak önemlidir. Küçük çocuklarda idrarın suprapubik aspirasyon yoluyla alınması kontaminasyondan sakınmak ve gereksiz yere idrar yolu enfeksiyonu tanısı konulmasını önlemek için en iyi yoldur. Bu yöntemin önemli bir komplikasyonu yoktur.</p>
<p>Torba yoluyla toplanan idrarda kontaminasyon riski ve yanlışlıkla idrar yolu enfeksiyonu tanısı konulma riski yüksektir. İdrar toplamak için mesane kateterizasyonunun kullanılmasında infeksiyonsuz bir çocukta bakterinin üriner sisteme inokule edilmesi riski vardır.</p>
<p>Kateterizasyon eğer hemen tedavi başlanacaksa tavsiye edilmektedir. Büyük çocuklarda orta akım idrar örneği kontaminasyondan sakınmak için alınması gereken idrardır. İdrar yolu enfeksiyonu tanısının konulmasında idrar toplama yöntemine göre üreyen mikroorganizma sayısı önemlilik arzeder. Temiz bir şekilde alınmış torba yöntemi veya orta akım idrarında 105/ml üzerinde bakteri anlamlı iken, suprapubik aspirasyonla alınmış idrar örneğinde herhangi bir sayıda üretilmiş mikroorganizma tanı koymak için yeterlidir.</p>
<p>Alınan idrar hemen bakılmalıdır. Eğer hemen kültüre edilmeyecekse soğuk bir ortamda bekletilmeli ve laboratuvara soğuk bir ortamda taşınmalıdır. Oda ısısında bekleyen idrarda saatler içinde bakteri sayısı artacak ve yanlış tanıya sebep olacaktır.</p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonlarında en sık izole edilen mikroorganizma Escherichia coli’dir (%80-90). Bunun yanında proteus, enterokok, stafilokok ve pseudomonas da, özellikle tekrarlayan ve idrar yolu anomalisi olan çocuklarda daha fazla olmak üzere, idrar yolu enfeksiyonuna sebep olabilir.</p>
<p><strong> Kan testleri</strong><br />
Lökosit sayısında artış özellikle pyelonefrit varlığında görülebilir. C-reaktif proteinde (CRP) artış pyelonefriti gösterir, ancak hastalığın başlangıcından 24 saat sonra yükselmeye başlar. Yine enfeksiyondan sonraki birkaç gün içinde eritrosit sedimentasyon hızı (ESH) yükselecektir. CRP ve ESH’da artış pyelonefrit lehinedir. Eğer çocukta ciddi septisemi veya dehidratasyon yoksa serum kreatinin ve üre düzeyleri genellikle normaldir.</p>
<p><strong> Radyolojik araştırmalar</strong><br />
İlk kez idrar yolu enfeksiyonu geçiren bir çocukta obstrüksiyonu ve anatomik malformasyonları değerlendirmek için ürolojik ultrasonografi yapmak önemlidir. Bu durum özellikle küçük çocuklarda özel önem arzeder. Ultrasonografi ile renal parenkim hakkında da bilgi edinilir. Ayrıca ultrasonografi hemen her yerde bulunan, ucuz, noninvaziv ve radyasyon riski olmayan bir tetkik aracıdır.</p>
<p>DMSA sintigrafi pyelonefritik süreci gösteren en önemli tetkik yöntemidir ve günümüzde pyelonefrit tanısının konulmasında altın standart yöntem olarak kabul edilmektedir. Renal parenkimal hasarı göstermede çok duyarlıdır. Bununla birlikte akut ve kronik olayları ayırmak güç olabilir. Kalıcı hasarı belirlemek için pyelonefrit atağından altı ay sonra bu tetkikle tekrar renal parenkim değerlendirilmelidir.</p>
<p><strong> Tedavi ve izlenmesi gereken yollar</strong><br />
İdrar yolu enfeksiyonunda özellikle de pyelonefritte kalıcı renal hasar oluşumunu önlemek için erken ve yeterli antimikrobiyal tedavi şarttır. İdrar kültürünün sonucunun alınması zaman gerektirebilir. İdrar kültürü için idrar alındıktan sonra idrar yolu enfeksiyonuna en sık sebep olan bakterileri kapsayan antimikrobiyal tedaviye hemen başlanmalıdır. Pyelonefritte tedavi süresi 10 gün, alt idrar yolları enfeksiyonlarında (sistit ve üretrit) ise beş gündür. Ağızdan verilen ilaç tedavisi idrar yolu enfeksiyonu için yeterlidir. Bununla birlikte çok küçük çocuklarda, kusan, ağızdan ilaç kullanamayan veya tedaviye uyumunda şüphe duyulan hastalarda parenteral tedavi tercih edilmelidir. Normalde uygun antimikrobiyal tedavi ile idrar 24 saat içinde steril hale gelir ve hasta klinik olarak düzelmeye başlar. 48 saat içinde klinik cevap olmayan veya kültür sonucunda ampirik olarak başlanan antimikrobiyal ajana dirençli bir mikroorganizmanın izole edildiği durumlarda ilaç değişikliğine gidilmelidir.</p>
<p>İdrar yolu enfeksiyonlarında en sık tercih edilen ilaçlar hastanın yaşı, enfeksiyonun yeri, bölgesel antibiyotik direnci gibi faktörlere bağlı olarak değişmekle birlikte, ampsislin ve ampisilin türevleri, sefalosporinler, trimetoprim-sülfometaksazol, nitrofrontain, aminoglikozidler ve siprofloksasin’dir. Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olanlarda özellikle de dilate vezikoüreteral reflü, nörojenik mesane gibi ürolojik anormalliği olan hastalarda düşük doz antbiyotik proflaksisi uygulanabilir. Proflakside seçilen ilaçlar uzun yarı ömrü olan ilaçlardan seçilmeli ve akşam yatarken verilmelidir. Proflaksinin süresi için standart belirlenmiş bir süre yoktur ve hastanın özelliğine göre değişir. Vezikoureteral reflü veya mesane disfonksiyonu şüphesi olan hastalarda mutlaka voiding sistoüreerogram tetkiki yapılarak reflü ve mesane veya üretra anomalilerinin varlığı araştırılmalıdır.</p>
<p>Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan çocuklarda barğısak fonksiyonları da düzenlenmeli ve kabızlık varsa mutlaka tedavi edilmelidir. Bu hastalar mesane fonksiyonları açısından değerlendirilip iyi bir işeme eğitimi verilmelidir. Bu çocuklarda tuvalet temizliğine dikkat edilmeli, tuvalet temizliğinin önden arkaya doğru yapılması ailelere tavsiye edilmelidir. Yine tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan erkek çocuklarında erken dönemde sünnet yapılması enfeksiyon sıklığında önemli derecede azalmaya sebep olacaktır.</p>
<p>Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu olan, komplike idrar yolu enfeksiyonlu çocukların pediatrik nefroloji uzmanı tarafından izlenmesi daha uygun bir yaklaşım tarzı olabilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.kankalarim.net/cocuklarda-idrar-yolu-enfeksiyonlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

